Arşivler – February, 2010

Uykusuz geceler

Bu aralar ya ben alim olucam ya eşim alkolik!

Sebebi?

Melis’e tek  başına ve kendi yatağında uyumayı öğretmeyi çalışıyoruz.

Aslında Melis gayet güzel kendi yatağında uyuyan bir bebekti. Edebini bizzat bozdum! Eşimin 10 günlüğüne olmadığı bir dönemdi. Geceleri 2-3 kez uyandığı için yatak odasına gidip gelmekten üşendiğimden yatağıma aldım. 10 gün boyunca annesinin kokusunu alarak, ona sarılarak yatmanın keyfine varınca, tabii ki Melis Hanım yatağımdan çıkmaz oldu. Benim de kolayıma geldi açıkçası. Ben yanına yatıp uyurken, o da kendi kendine uyudu. Hiç uğraş vermedim Melis’i uyutmak için. Ama baktım ki itiş tepiş uyumak artık boyun sağlığımı tehdit ediyor ve ben sabahları dayak yemiş gibi uyanıyorum; bu işe bir son vermek gerektiğini anladım.

 10 gündür Melis kendi yatağında, ben odasında olmadan uyuyor. Tabii tamamen yok olmuş değilim. Çoğu zaman ben, bazen babası, yatağında ayağa kalktığında bizi göreceği şekilde koridorda oturup bekliyoruz uyumasını. Bu süre bazen 1 saat, bazen 1,5 saati bulduğundan, zamanı efektif geçirmek için ben kitap okuyorum, eşimde elinde bira şişesiyle oturuyor. Bugün kitap keyfime kuruyemiş ve bir kadeh şarabı da ekledim. Gündüz kendimi “Melis uyurken, acaba bu akşam ne okusam?” diye düşünürken buldum. Kitap okumak mazereti ne olursa olsun çok güzel, bana da çok iyi geliyor. Yalnız yine de bazen tahammül sınırlarımı zorluyor Melis’in uyuma seansları.

 Asıl sorunu yaratan, biz uyumayı sil baştan öğretirken, bakıcımızın da Melis’i emzikten soğutmak için harekete geçmesi oldu. Birgün Melis’in ısırıp deldiği emziklere tel şehriyeler koyup, emziklerinin kurtlandığını söyleyince, Melis dehşet içinde emzikleri çöpe atmış. O gün bugündür, Melis’i uyutmak daha da zor oldu. Bir kere, her gece sanki hiç duymamışım gibi bana emziklerinin başına gelenleri tekrar tekrar anlatıyor. Sonra da uyurken bunları sayıklamaya devam ediyor. Uyumakta bu kadar zorlanmasının en büyük sebebinin emziklerinden uzak kalmış olduğunu tahmin ediyorum. Bir de annesinden uzak uyumaya çalışmak tuz biber ekti Melis’in uyku sorununun üzerine.

 Melis kendi kendine, yatağında ve emziksiz uyumayı öğrenecek elbet. Zor olacak ama bu dönem birgün geride kalacak ve ben dönüp bu yazdıklarımı okuduğumda belki bugünlerde nasıl çaresiz olduğumu bile hatırlamayacağım. Ama geçen on günün bana öğrettiği dersi hiç unutmayacağım: Bir daha, çocuğumun hayatında radikal bir değişiklik yaparken, etraftaki diğer değişkenlerle oynamayacağıma ve oynatmayacağıma söz veriyorum.

1 Comment February 8, 2010

Tatil…

En son tatile çıkalı bir süre geçtiğinden, yine nereye gitsem ne yapsam diye düşünmeye başladım. Tatiller arasında bazı klişeler var. Mesela, balayına Maldiv’lere gidilmeli; süper romantik, cennet beldesi…Gittik, gördük.. Etrafımda köpekbalıklarının yüzdüğü bir denizde bir köpekbalığı yavrusu peşime takıldığında bağırtımdan sahildeki herkesin ilgisini çekebilmek veya ada boyunca kafamın üstünde sallanan hindistan cevizlerinden birinin kafama düşüp beni oracıkta öldürmemesi için zıplar adımlarla ağaçların altından kaçmaya çalışmak son derece romantikti. Yüzmeye korktuğum, yürümeye tereddüt ettiğim Maldiv’lerin cennet adası, albümümde şahane imajıyla kalmaya devam edecek…

 Çok stresliysen, fiziksel olarak da yorgunsan, “spa’ya gitmelisin;insan yeniden doğmuş gibi oluyor”… Ama nerede bende yeniden doğacak o şans? Sıkıntıdan ruhumu teslim etmediğime şükredip pılımı pırtımı toplayarak kendimi arabamızın içine attığımdaki mutluluksa eğer yeniden doğmak dedikleri, belki yeniden doğmuşumdur; doğrudur! Üstelik, tatilimin en güzel kısmı olan masajdan sonra başlayan baş ağrımı da hesaba katarsak, artık beni Spa’ya götürecek hiçbir sebep kalmadığını düşünüyorum. Gerçi okuduğum “Flow” adlı kitap çok şükür benim kaçık olmadığıma dair bazı paragraflar yazmış ki sırf bu yüzden bile yazarı Bay Csikszentmihalyi’nin ismini bir çırpıda kitabın kapağına bakmadan yazmaya çalışmak için yeterli motivasyon veriyor. Yazar diyor ki; mutluluk sanıldığı gibi rahatladığımız, pasif olduğumuz zamanlar değil; aksine insanın vücudunu ya da zihnini isteyerek bazı şeyler başarmak için limitlerine kadar esnetebildiği zamanlarda oluşuyor. Aslında keyif, birşeyler yapmaya çalıştığımızda aldığımız bir tat. Armut piş, ağzıma düş durumu değil. O yüzdendir ki artık Spa dönüşü eşime, 2 gün boyunca o saunadan bu saunaya koşmak yerine gidip dağın tepesinden kaymaya çalışsaydık, çok daha rahatlayıp eğlenmiş olacağımızı söylediğim için artık pişmanlık duymuyorum. Demek ki bende değilmiş anormallik, hissettiklerim normalmiş…

 Bu akşam bir dostumdan gelen mail yazdırıyor tüm bunları. Öyle güzel bir haftasonu teklifi geldi ki kendisinden, hemen gitmemek için zor tutuyorum kendimi. Bir haftasonu için Londra’ya gidip “School of Life” adı altında gruplanan, birbirinden renkli konular hakkındaki seminerlere katılmak …İşte benim kafa dinlemeken anladığım bu! Hem farklı bir yere gidip, hem kafamı çalıştırabileceğim, hem de sevdiğim ve iyi anlaştığımı bildiğim biriyle zaman geçirmek…

Yorum yazın February 2, 2010


Kategoriler

Etiketler

aile anne sütü anti-aging antioksidan diyet Doğuma hazırlık doğum sonrası depresyonu doğum öncesi eğitim egzersiz egzseriz Emzirme endişe fitflop hamilelik lekesi kafein kahve kısırlık melazma mide yanması mineral normal doğum omega 3 pilates power plate reebok easytone sezeryan sigorta tarif tracking varis vitamin wii-fit yedirme problemi yoga yürüyüş çay çikolata
Dugun Dogum Foto Playtime

Bakmaya Değer

Diğer anneler ne der?

En son yorumlar

Arşiv

Haberler