Anneliği meslek haline getirenler!

Seniz, 18/07/2010 6:13 pm

Okan Bayülgen’in Şirin (!) eşi,

“Çocuk doğurunca hemen çocukla ilgili yeni bir iş edinenleri çok komik buluyorum. Hamilelikte yaşadıklarımı anlatmak, çocuklara masal kitabı çıkarmak veya çocuklarla ilgili bir sosyal sorumluluk projesine kendini adamak gibi işleri biraz sahte buluyorum.” diye demeç vermiş.

 Onur Baştürk isimli bir magazin yazarı da 14 Temmuz 2010’da yazdığı yazıyla Şirin Hanım’a övgüler yağdırıp, “son yıllarda şehirli annelerin, çocuklarını doğurduktan sonra anneliği meslek haline getirmeleri” üzerine sıkıntısını paylaşmış. Kendisini tam olarak neyin rahatsız ettiğini bilemiyorum. Kimin, nerede, ne yaptığını yazamayı bir meslek haline getirmiş bir şahs-ı muhteremin, edebiyat açısından bu çok zavallı yazıyı, hakkında atıp tuttuğu annelerin  yazılarına hiç bakmadan tamamen kafadan sallama yorumlarla yazdığına inanıyorum. Zaten magazin yazarlığı bu demek değil mi?

 Şimdi düşünelim: Son yıllarda çocuklara ve annelere yönelik değişik paylaşım platformlarının oluşturulmasını, dergilerin ortaya çıkmasını, hamile dükkanlarının, çocuk kitap dükkanlarının açılmasını neye bağlayabiliriz?

 Bir kere, bu pazarın çok değil, daha 3 yıl önce bile ne kadar sığ olduğunu kendi gözlerimle gördüm. Ben hamileyken karşılaştığım birçok ruhsal ve fiziksel farklılıkla ilgili Türkiye’deki hiçbir web sitesinde bulamazken ve benimle aynı durumda olanlarla hiçbirşey paylaşamazken, Amerika’daki babycenter.com’da aradığım tüm cevapları buluyor ve Türk kadınlarının nasıl şanssız olduğunu düşünüyordum. Amerika’da hamilelere özel atıştırma paketlerinden,lolipoplardan tutun, kıyafetlerin her türlü fantezisi yapılırken; ben ofise giderken giymek için ince külotlu çorap bulamıyor, hiç sevmesem de sadece pantolon giymek zorunda kalıyordum. Böylesine potansiyeli yüksek bir pazarın sonsuza dek bakir kalması zaten beklenemezdi. Artık birçok insan bu işe soyunmuş durumda. Kimi tekstil, kimi kitap, kimi internette yarattıkları paylaşım siteleriyle ihtiyacı olanlara servis veriyor. Okuduğum işletme fakültesindeki ilk dersimi hiç unutmam: “Ekonomide arz ve talebin dengesi”. Talep olduğu sürece arz da olacaktır. Bu arz sahiplerinin herbirinin işlerini hangi niyetlerle yapıyor olduklarını bilmek mümkün olmasa da benim fitanne’ye başlamamdaki amacın altta yatan ilk sebep olduğuna inanıyorum: Kadınlar için bunca başarı kriterinin belirlenmiş olduğu, toplumun bu kadar bel bağlamış olduğu annelik sürecinde paylaşmak gibisi yok. Her zaman söylediğim gibi, her hamilelik ve her çocuk kendine has, ama ortak noktalara muhakkak geliniyor ve bu paylaşımdan ciddi kazanımlar elde ediliyor.

 İkincisi, annelik meslek midir sorusuna verilecek cevap meslekten ne anladığınıza bakar. Birşeyden eminim; annelik hobi olamayacak kadar ciddi bir sorumluluk. Dün kızım herşeyi kendi kendine yapmaya çalıştığı gibi koca havuza da ben olmadan girmek istediğini söylediğinde, ona şöyle cevap verdim:

“Olmaz kızım, sen girdiğinde ben de havuza girmek zorundayım; çünkü bu benim işim!”

Yorumlar:

  1. Bir onu bir de Sibel Arna’yı taktığın kabahat.

  2. Esra Demirbilek

    E Okan Bayülgen’in karısından farklı bir yorum beklenemezdi doğrusu. Sanki çocuklarla ilgili birşeyler yazmak, çizmek vs. çok kolay da… Ne var sanki, keşke bayanlara özgü işleri bayanlar yapsa da ortalık kalitesiz ürünlerle, hizmetlerle dolmasa…Hemen aklıma şu geldi: Mesela bir ped reklamı var, pedin geçirgenliği sanki tüm regl döneminin sorunlarını geçirir gibi anlatılıyor reklamda, bir erkek elinden çıktığı besbelli… malum ped mucize gibi, sadece emici değil, başağrısı, bel ağrısı, ruhsal sıkıntı ve ağlama krizlerine bile iyi geliyor. Yani beyler bırakın lütfen şu işleri bayanlara da rezil olmayın. Bırakınız efendim çocuklarla ilgili şeyleri de anneler yapsın, insanları rahat bırakın ya.. Alla alla…. Şirin Hanım’ın kendisi peki bu durumun farkına anne olunca mı varmış, daha önce aklı nerdeymiş? Demek ki algıda seçicilik oluyor, o yüzden insanlar ilgi alanlarına yöneliyorlar. Bunun nesi tuhaf..

  3. Valla günlerdir düşünüyordum bu haberi. Üzerine yazı yazsam mı, değer mi, yazarken daha mı sinirlenirim acaba dedim kendi kendime.
    Okan Bayülgen ve karısının henüz bebekleri doğmadığı dönemde verdikleri bir röportajda ‘insan illa bebeğini sevmek zorunda mı?’ gibi zavallı bir cümle sarfetmişlerdi. Yanlış hatırlıyorsam düzeltin. Ne kadar şaşırdığımı anlatamam.
    Kaldı ki annelerin blog yazması veya girişimci olmalarından daha güzel, daha verimli bir şey olabilir mi? Şirin hanımı alkışlayan Onur Baştürk’ün köşesinden sallıdıkları tek bu olsa!
    Deniz Akkaya çocuk kıyafetleri satacakmış. Satsın valla ne güzel. Ülkemizde doğru düzgün çocuk mağazası mı var?
    Dayanamayacağım ben de bir iki bir şey yazacağım. İlham geldi :)

    • Ben okur okumaz kendime hakim olamadım ve sabaha karşı yazdim bu yazıyı!
      hatta çok lüzumsuz köşe yazarının e-mail adresine de attım.
      Tabii ki cevap gelmedi ama ben rahatladım ya yeter:)

  4. [...] ama araya bir sürü şey girdi, sonra benim konuya olan ilgim dağıldı ve unuttum. Ta ki dün Fitanne’nin yazısını okuyup da tekrar sinirlenip coşana kadar. Konu bundan yaklaşık bir ay önce köşe yazarı(!) [...]

  5. [...] ama araya bir sürü şey girdi, sonra benim konuya olan ilgim dağıldı ve unuttum. Ta ki dün Fitanne’nin yazısını okuyup da tekrar sinirlenip coşana kadar. Konu bundan yaklaşık bir ay önce köşe yazarı(!) [...]

  6. [...] Çiğdem Hanım gibi girişimci anneler SlingoMom ve Fitanne‘nin yazılarında bahsettikleri dargörüşlü insanlara kapak olsun. Ekonomiye katkıları [...]

Yorum yazın

Switch to our mobile site