Avrupa Birliği vatandaşı…
January 18, 2010
Kızım doğumundan beri Avrupa Birliği vatandaşı. Çünkü babası Alman. Bense gitmeden önce, hemen hemen her ülke için vize almak zorundayım. Vize almak zorunda olmadığım ülkelere de nedense ben şimdiye kadar hiç gitmek istemedim. Alman konsolosluğuna gidip de vize alma vakti geldi mi çanlar çalıyor beynimde. Bakalım bu sefer ne olacak diye karnıma ağrılar giriyor. İstisnasız her seferinde bir olay geliyor başıma.
Kayınvalidemin Mart sonundaki 70. yaşgünü onuruna verilecek partiye katılmam gerekiyor. Hiç gitmek istemiyorum. Çünkü yine Taksim’deki Alman bayraklı binaya girmek istemiyorum. Ezik miyim ne? Kendimi o dört duvarın içine girdiğim anda 2. sınıf insan gibi hissediyor; kraldan kralcı memleketim insanının bana son derece aşağılayıcı şekilde emirler vermesi karşısında kafamdaki tüm saçlarım kirpinin dikenleri gibi dikleşiyor. Bunların sonucunda, kendimi güçlü hissedebilmek için her gittiğimde haklı ya da haksız sebeple (çoğu zaman haksız!) bir olay çıkarıyorum. Eşim en son defasında bana 5 günlüğüne vize vermeleri üzerine konsolosluğu arayıp hesap sormayı denedi. Telefondakilerin benim ismimi duyduklarının saniyesinde beni hatırladıklarını söyledi. Bu sefer konsoloslukta bir olay çıkarmamam konusunda beni uyarıyor.
Gözünü sevdiğimin Amerika’sı. Bir vize verirler, izleyen 10 sene içinde Amerikan konsolsoluğunun yerini bile unutursun. Amerikalı biriyle evli olmak ise bir ayrıcalıktır. 11 Eylül 2001’den beri prosedürler zorlaşmasına rağmen yine de Amerikalının eşi olduğun için sana Green Card çıkarırlar. Ama gelin görün, benim Alman biriyle evli olmaktan dolayı normal bir T.C. vatandaşından hiçbir farkım yok. Neden farkım olsun ki? Onlara göre damarımda akan kan Türk, Alman değil; Almanla hayatımı birleştirmişim, ondan çocuk yapmışım birşey fark etmiyor. Irkçılığın bu kadarı! Bu Avrupalılar adam olmaz. Ama ne yazık ki ben bu vizeyi almaya ve bir dahaki ay Taksim’deki o malum yere girmeye mecburum. Her Alman konsolosluğundan çıktığımda ağzıma almaya alışık olmadığım laflar savuruyorum, her seferinde de orada sıra bekleyen insanlardan alkış alıyorum.
Bu sefer ağzımı açmayacağım. Sadece bana sorulana cevap vereceğim, gerisinde hiç tepki vermeyeceğim. Bakalım bu sefer uzun süreli vize almayı becerebilecek miyim? Gerçi bana kalsa, kayınvalidem İstanbul’a gelse de ona burada parti yapsak çok daha makbule geçecek ama…
Kategorisi: KISSADAN HİSSELER




2 yorum Yorum yazın
1.
Esra İlter Demirbilek | January 18, 2010 at 8:10 pm
Şenizcim çok haklısın. Çok haklısın demem yanısıra birşeyi de eklemeden edemeyeceğim.
Vaktiyle 5 tane çocuk yapıp devlet sırtından para kazanıp yan gelip yatan Türkler olmadığı için Amerika’da, sana 10 yıl vize verirler. Çünkü sosyal devlet değildir Amerika, bir Almanya, bir Hollanda gibi. Ama bu Almanları da haklı çıkarmaz, çünkü 2. Dünya savaşından sonra kucak açtığı Türk insanını eğitmemiştir Almanya, sadece sırtından para kazanmayı bilmiştir.
Ama tabi koskoca konsolosluk kapağı Almanya’ya atmaya çalışan birisi ile belli bir kültüre ve eğitime sahip sadece ziyaret amaçlı seyahat eden birisini ayırt etmesi lazım. Olay sadece “gıcıklıktan” ibarettir… Oysa tarihe Osmanlılar az yardım etmediler onlara…
Neyse burada keseyim, konu uzarrr da uzarrr….
2.
Banu Jettmann | January 19, 2010 at 1:16 pm
Vallahi 12 sene yaşadım bunların ülkesinde, Türkiye’ye geleli bir seneyi gecti, hala her gidişimde (ki zorunlu olmadıkça gitmiyorum) sinirlerim bozuluyor.
Takmayacaksın, bunlar böyle bir millet. ve bizim cocuklarımızda da alman kanı var
))))
)))
kocaları saymıyorum, gerci onları da asimile ettik
Yorum yazın
XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Geri izleme linki | Bu sitedeki yorumlar için RSS paylaşımı.