Bencillik, annelik ve mutluluk…

Seniz, 10/11/2009 12:46 am

Bir arkadaşım kızımın bencilliğimi törpülediğini söyledi. Doğrudur. “Hayatım hayatına armağan olsun” demeyen anne ben zaten görmedim. En azından etrafımda görmedim. Annelik körü körüne vermek demek oluyor, karşılığını hiç beklemeden. Ne kısa vadede ne de uzun vadede birşey beklemiyorum kızımdan. Yaşlandığımda yanımda olmasını da beklemiyorum birçok annenin tersine. Tabii ki isterim ama nedense, kızımın coğrafik olarak benimle aynı kıtada olabileceğine bile inanmıyorum.

 Bazen babalara bakıyorum. Onlar nasıl oluyor da 10 günlüğüne gönül rahatlığı içinde çocuklarından uzakta tatil yapabiliyorlar diye düşünüyorum. Annemin söylediği şey: Anne varken, babanın bir gözü kör olurmuş; anne yokken iki gözü de görmezmiş…

 Ünlü annelerle yapılan sohbetleri okuyorum çocuk-anne dergilerinde…Hepsi bir mutasyondan geçmiş gibi. Önceki hayatlarında gezmişler tozmuşlar; hayatlarını son derece canlı yaşamışlar. Ne zaman hastanede bebek ellerine verilmiş; hayat bir daha hiç aynı olmamış. Geçen hafta Çağla Şıkel’in doğumdan sonraki ilk fotosunu gördüm bebeğiyle. Dedim ki “Bunu da kaybetmişiz!” Öyle bir bakış ki anne olanın ilk bebeğini kucağına aldıktan sonraki bakış, tam bir milat başlangıcı habercisi gibi…

 Ünlü bir anne demiş ki “Biliyorum ki artık hiçbir erkek beni yerlerde süründüremez”…Doğru! Eve döndüğümde kızımın beni bekliyor olduğu bir dünyada hiçbirşey yeterince çekici veya yıkıcı olamıyor. Daha da ilginci, hani insan aşık olduğu kişiyle sevdiği herşeyi paylaşmayı ister ya, işte ben şimdi kızımı dünya üzerinde sevdiğim her yere götüreceğimin planlarını yapıyorum. San Diego’da okyanusa nazır kumsalda oturup gün batışını izlemeyi, Paris’te Louvre Müzesine gidip annemin bana dediği gibi “Bak şu Monet’nin resimlerindeki insanların yüzlerindeki ışığa” demeyi, Stockholm’de Noel zamanı sokakta donarken sıcak şarap içmeyi hayal ediyorum Melis ile. Ve daha başka bir sürü şey…

 İnsanı mutlu eden en önemli iki şeyin Özgürlük ve Onaylanma olduğunu yazıyor “Logic of Life” adlı kitap. İnsanoğlu hep bir kısır döngü içerisinde demek ki…Ne kadar özgür olmaya çalışsa, toplumun kişinin yaptıklarını onaylaması azalacak. Çünkü toplum, standart dışı yaşamları ve insanları onaylamıyor. Dolayısıyla da, insanın gerçekten mutlu olma ihtimali yok gibi görünüyor…mu acaba?

 Şimdi ister istemez yine anneliğe döneceğim. Ben bir anneyim ve derin bir nefes almayı bile bazen unuttuğum 3 senelik hamilelik artı annelik dönemiminde mutlu olduğum zamanlar da oldu mutsuz olduğum da…Özgür olmak bir şekilde bencil olmayı getiriyor. Annelikte ise son zamanlara kadar bencil olunmaması gerektiği inancına saplanmıştım. Toplum tarafından onaylanan da budur sanırım. Ama baktım ki bu beni mutlu etmeye yetmiyor. Yani aslında özgürlük ve onaylanmanın bir dengesini bulmak gerek. İnsan içinde bulunduğu konumda ve yüklendiği sorumluluklar içinde kendi özgürlüğüne yer açarken, toplum tarafından da yapayalnız bırakılmayacağı bir düzen kurmak zorunda mutlu olabilmek için. Nedense bana zor gelmiyor artık bu. Üzerinde çalıştıkça hayatımı geri almaya ve mutlu olmaya başlıyorum.  Toplumun onayladığı bir yaşam tarzını sürdürmek ve kendimi şımartmaya adadığım zamanları yaratabilmek iki uç nokta değiller. Hem denemek bedava değil mi?

Yorumlar:

  1. Aysin

    5 yasından sonra – bu veletler – ayakları uzerinde durmaya baslıyorlar ve o zaman anneye duşen icinde buyumeye baslayan boslugu ne ile dolduracağı sorusunun cevabını aramaya başlamak ki eminim herkesin cozumu farklı olacaktır. İşten eve geldigim ve Defne’nin arkadaşında oynadıgı icin benim “ben ne yapacağım?” şimdi diye kös kös oturusumu hic unutmuyorum Senizcim. Cocugum ile beraber olmak dısında herseyi unutmusum…
    Sevgiler.

Yorum yazın

Switch to our mobile site