Hamile Psikolojisi
March of Dimes’ın yaptığı bir ankete göre doğum kusurları, erken doğum, emzirme ve sushi yemek hamile kadınların en büyük endişelerinden sadece birkaçı.
1,200 anne adayına verilen anket sonuçlarına göre kadınların %70’i doğum sancısından, %55’i doğum için hastaneye zamanında yetişememekten, %60’ı emzirmeyi doğru yapamacağından, %59’u doğumdan sonra kilo verememekten korkuyor.
Hamileliğim süresince tuttuğum günlüğüme şimdi baktığımda o zamanlar ne kadar paranoyakça düşünceler taşıdığımı görüyorum. İlk 6 ay boyunca, “Nasılsa bu bebeği kaybedeceğim, eğer sağlıklı doğarsa mucize olacak” diye düşündüğümü daha dün gibi hatırlıyorum. Bu sebeple 7.aya girmeden bebeğime hiçbirşey almadım, aldırmadım. Kaç kere “Bebek hareket etmiyor, birşeyler ters gidiyor” diyerek kendimi jinekoloğum Melih Aygün’ün koltuğunda bulduğumu hatırlıyorum. Açıkçası en başlarda utanıyordum ama sonraları kendimle barıştım ve kendimi olduğum gibi yani “paranoyak” kabul edip huzur buldum. Eşim bu hallerime hiç ses çıkarmadı taa ki ben eve portatif bir ultrason makinesi alsak teklifini ortaya atana kadar….
Şimdi komik geliyor o hallerim. Geriye dönüp bakınca aslında ne kadar da sağlıklı bir hamilelik geçirdiğimi görüyorum. Ama sahip olunacak olan o kadar kıymetli ki, o 9 ayda insan hiç olmadığı kadar endişeli oluyor!
Doğum ise tam bir bilinmezlikti. İnsanlara “ölüm” gibi diyordum. Kötü olduğundan değil; herkes için farklı olan bir deneyim olduğu için, daha önce başıma hiç gelmediği için, tabii biraz da korktuğum için…Hamilelik yaşamımda en dindar olduğum dönemdi diyebilirim. O kadar dua ettim ki o dönemde ermediysem bir daha ermem!
Hamileliği benim gibi yaşayanların varlığını haber aldıkça artık bu hallerin normal olduğuna inanıyorum. Ne mutlu sükunetini koruyabilenlere; ben onlardan biri olamadım… Neyse ki, hamilelik korkularım beni hayatı yaşamaktan alıkoymadı. Kardeşimin düğününde yaklaşık 1 saat boyunca onunla birlikte masa masa dolaştım. Doğuma 1 ay kala annemle beraber CKM’de göbeğimde dans eden bir bebekle müzikal seyrettim. Cumartesi günleri, Bağdat caddesinde her köşe başında tuvalet ziyareti yaparak saatlerce dolaşmaya devam ettim. Doğuma 3 gün kalana kadar çalıştım. Dahası, hergün sporumu yapmaktan vazgeçmedim. Herhalde tüm bunları yapmak beni korkularımı daha da derinleştirmekten alıkoydu. Yoksa bendeki potansiyeli ne siz sorun ne ben söyleyim!
December 29, 2009
Benim kadar hamileliği sevmeyen az bulunur. Ama ben bile şimdi o günleri düşününce gülümsüyorum. Belki 9 aylık sürünmemin sonunda ortaya çıkan varlığı görmemle beraber hamileliğe olan sevgim de artmış olabilir. Ama itiraf ediyorum ki yine de ikinci kez hamileliği gözüm yemiyor. Melis’in kardeşi olmayacağı için de şimdiden pişmanım ama annelik gönül işi. Gönülden gelince her zaman doğru zaman. Gönülden gelmeyince de zorla yapılacak bir şey hiç değil, hiç tavsiye etmiyorum.
Hamileliğin mide bulantıları, mide yanmaları, geceleri koca göbekle sağdan sola dönememeleri bir tarafa aslında hepimizin bayıldığı şeyler var bu 9 aylık yolculukta. İnsanın göbeğinin şişmesinin, günden güne çapının büyümesinin bu kadar sevimli olabildiği bir dönem var mı? Akşamları büyüyen göbeğime çatlak kremini sürerken, onu sevip konuştuğumu hatırlıyorum minik kızımla. Hele sabahları işe giderken aynanın önünde nasıl göründüğüme bakıp gözlerim ister istemez göbeğime kaydığında, içimi anlatamayacağım bir gurur kaplardı.
Herkesin canım çeker diye yiyecek birşeyler vermesine ise bayılıyordum. Yiyecek olmasam da yine de minnetle alıp çantama koyardım.
Hiç unutmadığım bir anım da Beyaz Fırın Erenköy’de gerçekleşmişti. Her haftasonu olduğu gibi kahvaltıdaydık ve ben 2 çay, 1 limonatadan sonra tuvalete koşar adım gitmiştim. Ne yazık ki tuvaletler doluydu ve bir de önümde 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu vardı. Çocuk duvara dayanmış bana bakıyordu. Gözlerinin içi gülümsüyordu göbeğime bakarken, ben de ona gülümseyerek karşılık verdim. Tuvaletten birisi çıktığında bana “Lütfen önce siz girin” dedi. Dayanamayacağım için değil ama bu kadar tatlı bir iyiliği geri çevirmeyi asla düşünmediğim için teşekkür edip onun sırasını aldım. Artan duygusal hormonlarımın sayesinde tuvalette göz yaşlarıma hakim olamadığımı hatırlıyorum. Sonra da tuvaletten çıkıp, o kızın annesini bulup ona böyle bir çocuk yetiştirdiği için teşekkür ettim.
9 ayın sonunda hamilelik yolculuğum biteceği için çok mutlu olacağımı sanıyordum ki öyle olmadı. Doğumdan bir akşam önce,eşim daha işten gelmemişken, hamileliğim boyunca Melis’le dans ettiğim “Belle” şarkısının sesini sonuna kadar açıp ağlaya ağlaya o içimdeyken son dansımızı yaptık. Eşim eve geldiğinde beni gözyaşları içinde görünce, “Yarın bebeğini eline alacaksın, ona kavuşacaksın, ağlayacak ne var?” dedi. “Bugüne kadar sadece benimdi, bundan sonra artık o dünya insanı olacak, bizi yarın sabah artık ilelebet ayırıyorlar” dedim. Beni anladı mı bilmiyorum ama çoğu annenin beni anlayacağını düşünüyorum.
Beni okuyan hamilelere: Keyfini çıkarın bu dönemin ve güzel giyinin! Ne alaka demeyin! Hamilelik bir kadının en özel zamanı. Bunu bir festival havasına da bir eziyete de dönüştürmek bizim elimizde…
September 26, 2009
Hamileyken insanın aklına bir sürü soru işareti takılır. Özellikle de doğacak bebeğin maddi manevi ihtiyaçlarını
karşılayıp karşılayamayacağına dair insanı bazen bir korku alır. Ama ben tüm kalbimle inanıyorum ki bebekler kısmetleriyle geliyorlar bu dünyaya!
Benim hamileliğimin 4. ayıydı; eşimle bir güzel dolandırıldık, hem de ne dolandırılma…Başımızı ellerimizin arasına almış düşünürken, bizi bu havadan çıkaracak küçük ama çok güzel bir sürpriz oldu. Kötü olaydan 1 ay sonraydı. Eşime birgün telefonla bir müşterisinden reklam teklifi geldi! Nasıl oldu olacak derken, eşim bir anda TV kanallarında çıkmaya başladı. Tam o dönemde biz doğacak bebeğimize yatak odası takımı, bebek arabası şeklinde büyük parçalarla başlayan yüklü bir alışverişe gidecektik. Bu reklam geliri kızımın tüm harcamalarını karşıladı. Bana mucize gibi geliyor. Hiç yoktan ortaya çıkan ve Melis için yapacağımız tüm harcamaları karşıladıktan sonra bir daha devamı gelmeyen bir gelir kaynağı…
Hamileliğimin bitmesine 4 hafta kala, bu sefer de kredi kartım çalındı. Doğum için hesabımda tuttuğum paradan tutun, daha bir çok ek harcama…Biliyorsunuzdur, bankaların bu konudaki tutumları çok katı, yardım etmiyorlar. Derken yine bir mucize oldu. Bir şekilde ben bankadan doğum için sakladığım parayı aldım. Gerisini henüz tahsil edemedim, hala davalıyım banka ile. Ama önemli olan Melis’in yine kendini kurtarabilmiş olmasıydı!
Hamileliğimin başka bir günü…Üsküdar’dan motora binmiş hamilelik eğitimi için karşıya geçiyorum. O sırada kendi kendime düşünüyorum: “Kıza pembe kıyafetten başka şey almıyorum, Melis konuşmaya ilk başladığında -Anne pembe birşey bir daha alma- diyebilir.” Motor yanaştıktan neden sonra ayağa kalktım. Birden yanımda bir torba gördüm. Neredeyse tüm yolcular indiğinden, torbanın sahibini bulamadım. Çaresiz elime alıp taksiye bindim. İşte 3. mucize: Torbada bir hediye paketinde portakallı yeşilli bir bebek eşofmanı! İnanamadım gözlerime ve kızımın şansının benden yaver olacağına inanıp mutlu oldum kendi kendime..
September 2, 2009
Anita Renfroe’nun anneliğe esprili ve esprili olduğu kadar da gerçekçi bakışına dair satırları gülümseyerek okurken çok özet ama paylaşmak istediğim bir yorumu oldu. Anita’nın teorisine göre:
İlk çocuk rahimde kendisi için önceden hazırlanmış yer olmadığından, kendine yer açabilmek adına her santimetre için savaşır durur. Bu yüzdendir ki birinci çocuklar hayatta hep daha fazlayı başarırlar.
İkinci çocuk rahme düştüğünde, kendisine ayrılmış biraz alan bulur ama aynı zamanda burada bir başkasının kendinden önce var olduğunu da anlar ve bunun haksızlık olduğunu düşünür. İkinci çocuğun bundan sonraki hayatı bu kafa yapısıyla devam edecektir.
Üçüncü çocuk rahme düştüğü zamana dek rahim yeterince esnemiştir ve bundan dolayı da en küçükler en rahat karakterli olanlardır.
Süper değil mi? Ben çok beğendim!!
August 26, 2009
Klinik deneylere göre, daha önce depresyona girmiş kadınların doğum sonrası depresyondan etkilenme riski daha yüksek. (TIME, Temmuz 20, 2009) Bu tür anne adaylarının doğumdan sonra çevresinden daha fazla yardım görmesi, naçizhane fikrime göre riskin tehlikesini azaltmada önemli bir rol oynayacaktır.
Bir anne daha 3 aylık bebeğini bırakıp intihar ediyorsa, bir başka yeni doğum yapmış bir anne kocası tarafından sabahın ilk saatlerinde halının ortasına oturup geceliğini parçalarken bulunuyorsa, ortada pek de azımsanamayacak bir risk var.
Riski antidepresan ilaçlar alarak mı aza indirmeliyiz yoksa başka yolu olabilir mi? Antidepresanlar bildiğim kadarıyla süt verirken alınmamalı. Postpartum depresyon dönemi ile süt verme dönemi ise tamamen kesişmiş durumda. O zaman ne yapılabilir? Bence atılacak ilk adım: Farkındalık! Abartmadan ama aynı zamanda da sorunu küçümsemeden kabullenmek ve paylaşmak… Anneliğe geçiş hiçbir kadın için kolay olamaz; anneliğe kendini yıllardır hazır hisseden kadınlar için bile… Dolayısıyla yaşanan adaptasyon dönemini makul karşılamalı ve kendimize zaman vermeliyiz. Bazı işin içinden çıkılamaz durumlarda ise güven duyacağınız bir psikoloğa gitmeniz de bir alternatif olabilir.
Ben kendimi hatırlıyorum da, sanırım çok hafif atlattım bu dönemi. Yine de doğumdan eve geldikten sonraki hafta bebeğimi emzirirken gözlerimden yaşların aktığını hatırlıyorum ve bu can acısından değildi! Çok ilginçtir; ağlarken, düşündüklerim genelde tek başıma hayatın tadını çıkardığım dönemlerden kesitlerdi. Yani o sırada yapıyor olduğum şeyle yakından uzaktan ilgisi yoktu. Yine de topu topu bir hafta sürdüğü için şükrediyorum, özellikle de bu dönemin sonunu getiremeyip intihar eden kadınların varlığını öğrenince!
Kitap tavsiyesi: Konuyla ilgil Elif Şafak’ın kendi geçirdiği postpartum depresyon dönemine dair yazdığı “Siyah Süt”ü tavsiye ederim. Ben doğumumdan önceki hafta okumuştum beni nelerin beklediğini anlayabilmek için.
http://edebiyatelestiri.blogspot.com/2007/12/siyah-st-elif-afak.html
August 11, 2009
Hamilelik, hem fiiziksel hem de duygusal açıdan yoğun değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir ve ne yazık ki bizim alışmaya çalışmamız esnasında, hayat durmaz devam eder. Hala işe gitmek, yemek pişirmek, o ya da bu şekilde ayak işlerini yapmak zorundasınızdır. Bu arada, unutmadan: aynı zamanda yeni bebeğe hazırlanmanız da gereklidir!
Bu kadar şeyi yapmaya çalışırken ve ağırlaşan bedeniniz sizi dinlemezken, işte size anne adayları ve yeni annelerden akıl sağlığınızı kaybetmemeniz için 10 kısa tavsiye:
Banyoyu akşam yapın. “Akşamları banyo yapmak, çalışan biri olarak ihtiyacınız olan sabah uykusuna ekstra 45 dakika eklemenizi sağlar.”
Ufak tefek işlerinizi öğle yemeği saatinde yapın. “Akşam olup da karnınız ağır çekmeden, ayaklarınız şişmeden once, öğle yemeği saatinizi efektif kullanıp ufak tefek işlerinizi o saate sığdırmaya çalışın.”
Enerji için egzersiz. “Biraz egzersiz, enerjinizi öğlen 1 saat uyumaktan çok daha fazla arttırabilir.”
Patronunuzla iyi ilişkiler. “Patronunuzla iyi ilişkiler kurmanız, iş esnasında küçük aralar verip dinlenmenizi sağlayabilir.”
Öğlen uykusu. “Öğle yemeği sırasında ofiste sakin bir köşede koltukta veya, otoparkta arabanızın arka koltuğunda uyuyabilirseniz, 20 dakikanın bile mükemmel hissettireceğini göreceksiniz.”
İş kanunundaki haklarınızı öğrenin. “Haklarınızı bilmek çok işe yarayabilir. Midesi çok bulanıp günlük hayatını yaşaması zor hale gelen bir anne, hastalık izni alabildiğini duydum. İş kanununu iyi bilen bir avukatla konuşmakta fayda var.”
Kendinize iyi davranın. “Kendiniz yeni ojeleri harika banyo yağları ve hatta yüz bakımı ile şımartın. Sadece vücudunuzu değil, ruhunuzu da beslemelisiniz.”
Hamilelik kıyafetlerinizi ödünç alın. “Bir daha asla giymeyeceğiniz kıyafetlere onlarca para vermeyin, ödünç alın.”
Not alın. “Hamilelikte beyni uçup giden ne ilksiniz ne de sonuncu olacaksınızJ Bol bol not alın.”
İniş çıkışlarınızı paylaşın. “Diğer hamile veya küçük çocuk sahibi annelerle görüşmeye çalışın. Paylaşımın bu kadar işe yaradığı bir ilişki olamaz!”
Dışarı vurun. “Sakın hamileliğin getirdiği pek nahoş hislerinizi gösterekten korkmayın, bırakın onlar sizden korksun
”
August 1, 2009
24 Haziran 2009 (Healthday News) Annelerin kayıtsız şartsız olarak bildiğimiz sevgisine meydan okuyan bir araştırmaya göre, kadınlar bakışlarını itici olduklarına inandıkları bebeklerden uzaklara çevirmeye erkeklerden daha yatkınlar.
Harvard iştiraki olan McLean Hastanesi araştırmacıları, bu bulgunun limitli olan kaynakların sadece sağlıklı yeni nesillere aktarılmasını sağlayan evrimsel bir ihtiyaçtan kaynaklandığını savunuyorlar.
Harvard Tıp Fakültesinde bulunan hastanenin klinik psikopatoloji laboratuarı direktörü olan Dr. Igor Elman, hastaneden yaptığı basın açıklamasında “çalışmalarının güzelliğin ebeveynlik davranışlarını nasıl etkilediğini gösterdiğini” söyledi. “Çalışmalar gösteriyor ki kadınların daha çok kendilerini sağlıklı bebekler yetiştirmeye odaklıyorlar ve çekici görünmeyen bebekleri reddetmeye daha eğilimli oluyorlar.”
Araştırma 13 erkek ve 14 kadın üzerinde gerçekleştirilmiş. Deneklere 50 tanesi normal, 30 tanesi anormal surat özelliklerine sahip olan 80 tane bebek resmi gösterilip, şirinlikleri için puan vermeleri istendi.
Erkeklerin pualamasında normal bebekler kadınlarınkinden daha düşük puanlar alırken, anormal surat özelliklerine sahip olan bebekler için hem kadınlar hem de erkekler aynı puanı verdiler. İlginç olan kadınların itici olan bebek suratlarına bakmamak için özel bir çaba sartfetmeleri oldu.
Yazar Rinah Yamamoto basın açıklamasında, “annenin bebeği için olan sevgisini bebeğin görünüşünün belirleyebileceğine inandığını” belirtti. “Kadınların estetik kaygıları erkeklere göre daha fazla olduğundan, itici bebekleri reddetmeye daha eğilimli olabilirler.”
July 31, 2009
Bazı kadınlar sanki hamile olmak için doğmuştur ve hamilelik onlar için hayatın en mucizevi dönemidir! Bazı kadınlar ise hamile olmak için doğmazlar ve yine bu kadınlar hamile olmanın hiçbir yanını sevmezler. İçlerinde bir başka canlının büyümesinden hoşlanmazlar. Hamileliğin getirdiği ağrılardan, sıkıntılardan, uyuma zorluklarından ve bunlar gibi hayatlarını ve vücutlarını tamamen tanınmaz hale getiren yan etkilerden nefret ederler. Sonuç olarak hamilelikle barış sağlayamazlar. Ancak tüm bunlar böyle hisseden kadınları yargılamak için bir sebep değildir. Neyse odur, eleştirilmemesi gerekir. Tüm bu hissiyat ileride anneliği negatif etkiler mi? Belki..Ama birçok kadın vücutlarından bebeği dünyaya getirir getirmez, tamamen değişir ve anneliğe başarıyla soyunur.
(more…)
May 24, 2009
Araştırmalar vajinal yolla doğum yapan kadınların yarısının zaman içerisinde doğum sancısının yoğunluğunu unuttuklarını gösteriyor. Fakat bazı kadınlar için ise durum tam tersi; zaman içerisinde doğumhanede çektikleri acının hafızalarında azalmak bir yana daha da arttığı görülmüş.
Yine araştırmalar, doğum sancısı hafızasının anne adayının doğumdan aldığı tatminle direk bağlantısını da gösteriyor.
(more…)
May 24, 2009
Kadın olmanın en güzel yönü nedir diye sorulduğunda alınan en fazla cevap “anne olmak” olmasına rağmen, bir kadına kadın olmaktan yorulduğunu hissettiren de yine “anne olmak”… hele “yeni anne olmak”!! ne yazık ki birçok kadın bu ikilemi yaşıyor olduğundan suçluluk duyuyor ve suçluluk duydukça da doğum sonrası depresyonundan çıkması zorlaşıyor.
Peki nedir doğum sonrası depresyonu? Gerçekten var mı yoksa ismini son yıllarda duymaya başladığımız “panik atak” gibi günümüzün getirdiği son moda bir ruh hali mi?
Doğum sonrası (postpartum) depresyonunun tıbbi açıklamasını basite indirgediğimizde hormon seviyelerinin değişmesinden kaynaklanan ve doğumun hemen sonrasına başlayan bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Östrojen ve progesteron hormonlarının seviyesinin doğum ile ciddi bir şekilde düşmesi, sizi –yeni anne-yi de beraberinde yere serebiliyor. Hiç bana olmaz, ben hayatımın en mutlu günlerinde ne depresyonuna girecekmişim demeyin..bir hatırlayalım her ay gelişini bize ağlama krizleriyle, sinir bozukluklarıyla müjdeleyen adet kanamalarımızı…bu dönemi hafif atlatıyor ya da zor atlatıyor diye biz kadınları ikiye ayırmak bile mümkünken, doğum sonrasında kadın biyolojisinde meydana gelen fevkalade değişikliklerin üzerimizde hiçbir etkisi olmayacağını düşünmek kendimize haksızlık olmuyor mu? Doğru, büyük bir mucize bu doğanın bize sunduğu..ama kendimize biraz avans verelim, bu kadar güçlü görünmeye çalışmamız gerekmiyor!
Şimdi sizinle beraber gizlice bir hastane odasına girelim ve daha bir saat önce doğum yapmış olan “içimizden herhangi biri”nin ne hissettiğini duymaya çalışalım:
“Canım çok acıyor, ama kendimi toparlamalıyım, birazdan bebeğimi kollarıma alacağım”..
“İşte geldi, prens(es)imi artık görebilir, ona dokunabilirim”
“Aman Allah’ım, bu pembe suratlı, basık burunlu, patlak gözlü bebek benim mi? Karışmış olmasın? Yok yok, bu bizim aileden kimseye çekmiş olamaz, bu işte olsa olsa kayınvalide-kayınpederin bir parmağı vardır!”
“Hadi bakalım, süt içmeye getirdiler, sütüm acaba gelecek mi, ya yetmezse? bebek doğduğu gibi aç kalakalırsa?”
“Neyse, içti sütümü, demek ki süt geliyor ama o nesiydi öyle sanki ısırır gibi? Hemşireye bir sorsam, benimki dişlerle mi çıktı karnımdan, olabilir mi diye?”
“Kaçıncı misafirden sonra tuvalete girip başbaşa kalabileceğim kendimle?”
“Doktor acaba karnımda bu bebeğin ikizini unutmuş olabilir mi?? Eskiden karnım şişti çünkü hamileydim, şimdiyse sadece karnım şiş!!”
Tanıdık gelir gibi değil mi? Hissettiklerinizden utanmayın, tam tersi: Paylaşın! Yalnız kalmayın! Ağlayın! Yardım isteyin! Ailenizden yardım alın, arkadaşlarınızdan yardım alın, kocanızdan yardım alın..hatta profesyonel yardım alın! Hiç çekinmeyin! Şimdi çekinirseniz, bilin ki bir iki ağlama kriziyle noktalayabileceğiniz doğum sonrası depresyonu, sizi bir şekilde ebeleyecek ve siz de onunla daha uzun bir süre kör-ebe oynamak zorunda kalacaksınız..
Lütfen unutmayın! Bu günlerinizi unutmayın! Hatta özensiz de olsa kendiniz için notlar tutun..Çok ileride değil, daha bebeğinizin 1. doğumgününü kutlarken, açıp okuyun nerelerden geçerek o noktaya geldiğinizi.. kendinizle iftihar edin, artık tamsınız!
Ve etrafınızda sizin geçtiğiniz yoldan geçenlere yardım edin.. sizden daha iyi onları kimse anlayamaz.. konuşmalarını sağlayın, paylaşmak ve sadece paylaşmak bu süreçte mucizeler yaratabilir..
May 24, 2009