Dubi Dubi…
Devenin ismi: Dubi
Doğduğu yer: Dubai
Kızımın ilk kez bir anne edasıyla yaklaştığı oyuncağını bu bayram gittiğim Dubai’den aldım. İflas eden Dubai ile paralel zamanda iflas etmeye yeltendiğim günlerden biriydi. Tüm gün yaptığım alışverişi kızıma Dubai’nin en şirin devesini alarak noktaladım.
İstanbul’a dönüp Dubi ile Melis’i tanıştırdığımda bir ilke de imza atmış oldum. Melis’in içindeki anaçlık duyugularını ortaya çıkaran minik deve ile kızımdan canlı olarak kendi anneliğime ayna tutmuş oldum!
Öpüşmekten hiç hoşlanmayan kızım, önce Dubi’ye bir güzel sarılıp onu öptü. Sonra, “Dubicim bak” diye başlayarak ona tüm evi gezdirdi. Yetmedi, siteyi tanıttı. Kum havuzunu, fıskiyeyi, kargaları gösterdi. Sonra da kitap okumaya başladı Dubi’ye. Tabii ben genelde Dubi’nin arka fondan gelen sesi olarak sorular sordum Melis’e. Kitabı ikinci kez okumaya geçtiğinde, daha önce gösterdiği helikopteri “Bu ne?” diye tekrardan sordum. Melis cevap verdi: “Dubicim, biliyorsun” …Bu kadar! Dubi’nin suratına bakıp cevap bekledi. Böylece birinci sinyal geldi; demek ki ben böyle yapıyorum Melis’e. Daha önce ne olduğunu söylediğim bir şeyi yine sorunca, ukalalık yapıp hatırlamasını bekliyorum…
Derken Dubi’nin yemek saati geldi. “Dubicim hadi, ye!” diye üsteleyip durdu. İkinci sinyal!
Neyse ki Dubi’nin uyku saati geldiğinde pek bir şefkat doluydu. “Üşüme Dubicim” diye koşa koşa içerden mendilini getirip üstüne örttü.
Aslında gözlemlerimin sonucundan gayet memnunum dersem az bile olur. Son derece ilgili, sürekli etrafındakileri ona anlatan, çocuğu ile sevgi dolu konuşan bir anne modeli çizdi sevgili kızım. Çok şükür ki arada bir rengimin bordoya döndüğü zamanlardan eser görmedim! Ya böyle zamanlarda kendimi hatırladığımdan daha iyi kontrol ediyorum ya da bu anların oranı genelin içerisinde kaybolup gidiyor. Ama sinyal olarak aldıklarımı tekrar bir gözden geçirmem gerek.
Şimdilerde Melis’in Dubi’ye olan ilgisi azaldı. Yani 1 ay sonra, portakal orda kal!
İşte bu noktada seninle ayrılıyoruz tatlım! Benimki 1 aylık veya 1 yıllık değil; 1 ömürlük sevgi, bağlılık. Dilerim sen de bunu isteyerek tadarsın günü gelince…


Yazıyı okuyunca sevgili Tırmık’ım geldi aklıma. Sanıyorum 2-3 yaşlarındaydım. 1 haftalık hasretten sonra bir gece yarısı Almanya seyahatinden dönen babamın elindeyken tanıştım onunla. Kimselere vermedim onu.. Annemlere bile…
Sevilmekten paramparça olurdu Tırmık. Annem de habire yama yapardı.. Hala durur. Sahi.. Anneme gittiğimde söyleyeyim de çıkarsın onu yüklükten.. Canım Tırmık’ım. Belki onu görünce yine çocukluk anılarım gelir aklıma. Keşke hep çocuk olsak…