Esaret altında…

Seniz, 14/05/2010 4:34 pm

Geçen Cumartesi bir arkadaşımın okumam için verdiği bir kitap bu hafta beni bayağı meşgul etti. Yemek yerken bile okumaya devam ettim. Kitabın orjinal adı: “Mating in Captivity”. Benim tarafımdan tercümesi: “Esaret altında erotizm!”

 Esaret dediğim malumunuz evlilik denen müessese. Erotizm denen ise maalsef bu müesseseye girmemizle, bizi yavaş yavaş terk eden durum. İkisini bir arada tutmanın yolu var mı?

Hele hele işin için çocuk(lar) girince? Saygısızlık etmek istemem ama kim malum köşe yazarı gibi eşini sevgili olarak görmeye devam edebiliyor?

 İlginç olan şu: Bağdat caddesinde omuzunda bir ufaklık taşıyan adam çoğu zaman biz kadınların ilgisini çekip tekrardan arkamızı dönüp bakmamızı sağlıyor. Çünkü bu adam bağlılığın, güvenin, istikrarın bir sembolü. Ve bu çok seksi, değil mi? Evet! Ama o adam sizin eşiniz, o çocuk da sizin çocuğunuzsa, sorunun cevabı belki de hayır… Peki niye?

 Çocuğun hayatımıza getirdiği anlamın gittikçe arttığı günümüzde biz sadece mükemmel ebeveynler olup onlara herşeyi vermek istemiyor, aynı zamanda evliliğimizin de mutlu, doyurucu, heyecanlı ve duygusal olarak samimi olmasını istiyoruz. Zaten içinde bulunduğumuz toplumda, ailenin tek vücut olarak ayakta durabilmesi çiftin mutluluğuna bağlı. İşte kritik noktaya da böyle geliyoruz; hayatımızı son damlasına kadar çocuklarımıza akıtırken, ideal ilişkiyi bir tarafa bırakalım ilişkiyi korumak bile imkansız hale gelebiliyor. Mutlu aile için ailenin içindeki mutlu çifti korumak gerekiyor. Mutlu çifti korumak ise çiftin ilişki içerisinde bireyselliklerini koruyabilmesine bağlı. Kitaptan okuduklarımdan çıkardığım en temel fikir ise, evlilikteki heyecanı canlı tutabilmenin yolunun karşımızdaki kişiye özgürlüğünü vermenin getirdiği bilinmezlik duygusuna ne kadar tolere edeceğimizden geçtiği…

 Diğer önemle değinilen konu ise anne-babayı bekleyen tehlike: Eros’un kılık değiştirmesi! Eros kadına anne olduktan sonra bebek kılığında görünebiliyor. Hiçbir anne bebeğine olan sevgisinin ve onunla olan fiziksel yakınlığının, eşiyle olanla eş değer göremez. Bunu sapıklık olarak nitelendirir. Ama sorarım anne olan kadınlara? Kucağınızdaki bebeği emzirirken tüm yorgunluğunuza rağmen, kendinizi gözünüzü kırpmadan dakikalarca ona hayran hayran bakarken hatırlamıyor musunuz? Onlara ilk görüşte aşık olduğunuzu söylemiyor musunuz? Tam olarak değil belki ama ikame etmiyor mu acaba anneler bebeklerini bebeklerinin babalarıyla? Ayak parmaklarını yalıyoruz, yüzünü yüzümüze dayayarak oturuyoruz, onların kokusunu burnumuza çekerek uyuyoruz. Bir sevgiliyle olan yakınlığa ne kadar büyük bir benzerlik…Üstelik fiziksel olarak kadının emzirirken belirli bir cinsel tatmin yaşaması, oksitosin hormonunun tavan yapması da bu konunun kimyevi yönleri…

 Sonuç paragarafı yok. Konuyla ilgilenenelere kitabı tavsiye ederim.

Yorum yazın

Switch to our mobile site