Genetik olarak bağlı olmak
Ben bir ablayım. Beş yaşındayken ablalıkla tanıştım. Öncesinde annemin başının etini yedim kardeş de kardeş diye. Kardeşim doğumdan sonra annemle babamın kan uyuşmazlığından dolayı sarılık olduğundan normalden uzun süre hastanede kaldı. Elime kardeşin doğdu diyip onun ilk gün çekilmiş bir fotoğrafını tutuşturdular. Resme bakıp bakıp kardeşim çok hasta diye ağladığımı gören rahmetli anneannem kardeşimi görebilmem için ikinci günün sonunda beni hastaneye götürmüş.
Velhasıl, ben genelin aksine kardeşimi hiç kıskandığımı hatırlamıyorum. Dün akşam sevgili arkadaşımla oturmuş konuşuyorduk. Kendisi abla olup kardeşini aynen benim gibi kıskanmamış olan nadir tanıdıklarımdan. Şimdi bir sürü “annelik bilimci”nin yazdıklarından kardeşi kıskanmanın normal olduğunu, hatta farkındalığı yüksek olan çocukların kardeşlerini kıskanmasının normal olduğunu okuyorum. Çocukları anne-babaların hışmından korumak için yazmıyorlarsa, demek ki Fatoş ile benim beş yaşındayken IQ veya EQ, belki ikisinde de biraz gerilik varmış. ( Şimdi yoktur varsayımıylayım!)
Annem ile anneannem kıyıda köşede atmaca gibi beklerlermiş meğerse en sonunda sabrımın sona erip bir delilik ile kardeşime zarar vereceğim anı… Halbuki ben bebek kardeşi uyurken terlediğinde burnunun üzerinde oluşan ter damlacıklarını tülbentle temizleyen ve onu sürekli kucağına almaya çalışan gerçekten de kuzu gibi bir ablaydım.. Kardeşimin bezlerini “Ben yıkayacağım!” diye atlar, anneannemin elinden kapardım. Herhalde ben yıkadıktan sonra, kadıncağız yine yıkardı. Ama taburenin üzerine çıkıp onun bezlerini yıkarken, kendimi bir büyümüş hissederdim ki sormayın!
Bir gece rüyamda kardeşimin boynu koptu ve yüzünün her yeri kana bulandı. Kabustan ağlaya ağlaya uyandım ve sabah hemen anneme anlattım. Zannediyorlardı ki o yaşta konuşulanları anlamam. Onca zamandır melek gibi davranmamın arkasında gizliden gizliye bir kıskançlık yattığına inanan annem Freud bilgiçliğini takınıp anneanneme döndü ve
“Aslında kıskanıyor da göstermemek için bilinçaltına itmiş. Demek ki kardeşi ölsün istiyor.” dedi.
Ona çok kızdım o anda, kardeşimi kıskanmadığımı söyleyip ağlaya ağlaya yatak odama döndüm. O gün, kardeşimin ölmesinden nasıl korktuğumu anlamadıklarını düşünmüştüm. Hala da Güliz’i kıskandığım tek bir günü hatırlamıyorum.
Kıskanıp kıskanmamanın da önemi yok aslında. Kardeşliği iyi götüremeyenler için ne acı diye düşünüyorum. İnsanın dünyada genetik olarak en yakın olabileceği kişiymiş kardeşi. İnsanın öz çocuğuyla bile o kadar benzer olamayacağını okudum bir kitapta. Yine aynı kitapta teyzenin/halanın/dayının/amcanın bir çocuk için nasıl güven kaynağı olduğunu anlatan bir paragraf okumuştum. Ben bu tür sonuçlara nasıl varıyorlar hiç anlamıyorum ama örnek verecek olursam, benim kardeşim Titanic batarken hem yeğeni hem de eşiyle beraber suya atlasaymış, kurtarmak için ilk elini tutacağı kişi benim kızım olurmuş. Bunun da sebebinin insanın mantığıyla değil tamamen dürtüsel olarak kendi genlerini taşıyan, kanından olan birine yönelmesi olduğu belirtiliyor. Tabii bu durumda insanın üvey anneliği, üvey babalığı sorgulayası geliyor. Benim aklım hep olabilecek felaketlere çalıştığı için (sanırım mesleğimin bir gereği diyerek kendimi rahatlatamaya çalışıyorum!) şöyle bir senaryo geliyor gözümün önüne: Anne, çocuk ve üvey babanın yaşadığı son derece mutlu bir ev düşünelim. Anne bir gün kaza veya hastalık sonucu ölüme yenik düşüyor. Evde kalıyor mu üvey babayla kadının çocuğu! Eee, ne olucak peki şimdi? Üvey baba çocuğu asıl babasına mı teslim edecek? Etmezse, bu şekilde bir daha evlenirse, o çocuğun hali üvey baba ve üvey anneyle ne olacak? Gerçi kanunlar herhalde çocuğu öz babaya teslim ederler ama yine de bu işte işlemeyen birşeyler var sanki genetik bağ söz konusu olmayınca…


Kardeşim olmadan önce ben de anneme diğer çocukların aksine kardeş isterim diye tutturduğumu, diğer akrabalarımın özellikle kuzenlerimin kardeşleriyle ne güzel oynadıklarını gördükçe annemlere baskı yaptığımı çok iyi hatırlıyorum. Sürekli anne neden benim kardeşim yok diyerek anneme söylenirmişim ufacıkken. Kardeşim doğduğunda da eyvah şimdi bana ne olacak, pabucum dama atılacak mı diye düşünmek yerine yaşasın bir oyun arkadaşım olacak diye sevindiğimi çok net hatırlıyorum. Kıskançlık duygusu belki de genetiktir, bilemiyorum. Ufacık çocuk bile kıskançlığı, yerinden edilebileceğini akıl edebildiğine göre, bence bu çocuğun doğasından kaynaklanan bir durum. Kıskançlık kodları daha doğarken yüklenmiş DNA larına bence.
benim kardeşim olmadığı için kardeş kıskançlığı ile ilgili söyleyebilecek birşeyim yok. Ayrıca toplumdaki tek çocuk= hiç çocuk bakış açısından çok sıkıldım. yazının son paragrafında belirttiğin kısma takıldım ben, çocuk üvey baba veya annesiyle çok iyi ilişki halindeyken sırf kan bağı dolayısıyla biyolojik baba-annesine verildiğinde o çocuğun psikolojisi iyi mi olacak yani? biyolojik olan anne-baba-kardeş bir açıdan da atsan atılmaz, satsan satılmaz kısmına girmez mi? olay mahallinden uzaklaşması çok zor bir grup.