Kimin başarısı?
Julie & Julia filmini seyrettim dün akşam. Julie, bir blog yazıcısı. Blog yazmaya başladığında annesinin “İşe yaramayan, kimsenin okumayacağı şeyler yazmakla zaman kaybetmemesi” uyarılarına maruz kalıyor. Bunu bir yerden hatırlıyor gibiyim! Annem de ciddi bir işi, eşi ve çocuğu olan benim gibi birinin hiçbir karşılığı olmadığı halde blog yazmasını çok garip karşılamıştı. Geçenlerde sordu:
“O şeyi yazamaya devam ediyor musun?”
“İşe yaramayan” birşeyle zaman geçirilmesi birçok insana göre başarısızlık. Güzel de, işe yaramanın ölçütü ne? İnsana kendini iyi hissettiren herhangi bir uğraşın işe yaramıyor olması mümkün mü? Bir sene önce annemin sorusuna bozulurdum. Ama bu aralar kendimi başkalarının değer yargılarına göre başarılı veya başarısız hissetmek bana bir numara dar geliyor. Bu iyi bir işaret…
Peki insan kendini ne zaman ve nasıl başarılı hissediyor ?
Çocukken anne-babamızın kriterlerine göre başarılı olmayı öğreniyoruz. Ergenliğe girdiğimizde ise, arkadaşlarımızın neyi “başarı” olarak tanımladığı önem kazanıyor. Sanırım insanın en sonunda kendi kriterleriyle kendini başarılı hissedebilmesi, kendini tanımasıyla pozitif korelasyonlu. Gerçi kendimizi tanımaya başladıkça, neyi başarı olarak göreceğimiz de değişiyor. On sene önceki başarı tanımımla, beş sene önceki başarı tanımım ne kadar farklı. Hele şimdi…Yaşadıklarımız, yollarımızın kesiştiği sürpriz patikalar…Herşey başarı tanımımızı şekillendiriyor. Sanırım, huzurlu olmanın yolu hayatta her ucundan tuttuğumuz işte veya her içinde bulunduğumuz ilişkide başarılı olamayacağımızı kabul etmekten geçiyor. Hayatımızın bir alanında çok başarılıyken diğer bir tarafında da aynı ölçüde başarılı olmak bana mucizeler kadar imkansız geliyor. Eğer başarılı olduğumuz taraf bizim diğerine oranla başarılı olmayı tercih ettiğimiz tarafsa, kendimizi hayattan tatmin hissedebilmeliyiz. Peki bu yetinmeyi öğrenmek mi? Bana kalırsa, bunun adı büyümek. Yaşı yolun yarısında olan bir insan hala büyümekten söz edebilir mi? Tabii ki! 13 senelik iş hayatımda yaşı 40’ı geçen bir sürü çocuk tanıdım; tanımaya devam ediyorum.
Nelere sırf insanlar tarafından “başarılı” görülebilmek için katlandığımızı, içimizdeki sese kulak verip teşhis etmemiz lazım. Tüm çektiklerimize gerçekten değiyor mu? Hayattan tatmin olabilmek için nelere ihtiyacımız olduğunu kendi kendimize yazıp çizsek de kendimize haksızlık etmeyi sonlandırsak?
Başkalarına “başarılı” görünebilmek uğruna, park etmeye yer bulmak için takla attığımız büyük şirket arabalarını reddetsek? Başkalarına “başarılı” görünebilmek uğruna kartvizitlerimize yazılan müdür-direktör vs. ibareleri yerine sadece ismimizin olmasını talep etsek? Başkalarına “başarılı” görünebilmek uğruna çocuklarımızın canını çıkarıp onların üzerinden kredi kazanmaya çalışmasak?


Seni çok iyi anlıyorum Şenizcim. Ben de bir zamanlar – henüz daha Alp yokken – kitap yazıyordum. Hatta 1. kitabı bitirdim, ikincisini de yarılamıştım. O zamanlar pek batmıyordu ama anne olunca batmaya başladı. Sadece 1 kezdi çok iyi hatırlıyorum, çok yorulmuştum artık, gecenin bir yarısıydı ve bilgisayarın başına oturmuş 1 paragraf yazmıştım ki eski eşim “burada vakit harcayacağına git yarının yemeğini yap” dedi. Kendisi eve gelip tüm akşamı TV karşısında fosur fosur oturarak geçirirken bana gram yardım etmediği gibi bir de yarım saatlik “mola” mı bana çok görmüştü. Yetmedi bir de dalga geçti kitap yazdığım için. Neyimeymiş, sanki basılıcakmış da bilmemne.. Evet o kitap öyle kaldı işte Şenizcim…
Ama bak sonra ne oldu. İkinci eşim dünya tatlısı, bana ihtiyacım olan şansı verdi, sağduyulu davrandı ve sonuç: İlüstrasyonlarını yaptığım kitaplar yayınlandı..
Neden insanlar diğerlerinin başarısını kıskanır bilmem. Neden fırsat tanımaz, anlamak istemez, küçümser ve alay eder hiç anlamam. Belki de kendi “kapasitesizliklerini, sığlıklarını” açığa çıkarmak istemediklerindendir. Bu insanlara göre başarı sadece ve sadece maddi kazanç getiren şeylerdir. Sizin manevi olarak zevk almanız onun işine yaramıyordur çünkü – tipik bencil insan portresi. Hatta göremez de, belki senin manen zevk aldığın ve başarı olarak saydığın işler ilerde sana para da getirecektir. Herşey bir yana sevdiğim insanların zevk aldıkları şeyler bana da zevk verir, çünkü o kişinin mutlu olması beni de mutlu eder.
Başarı bence bir kişinin kendisiyle barışık olmasıdır herşeyden önce. Bazı egolardan sıyrılmış olmaktır. İnsani vasıfları taşımaktır başarı. Başkalarının istediği gibi değil kendin olabilmektir. Çünkü bir insan enerjisini kendi istediği alana yöneltebilirse ancak %100 başarılı olur. Başkasının istediği alana değil.
Okul ders notları ile ölçerler öğrencilerin başarısını. Ben asla katılmıyorum. Okul notlarım hayatta bana çok birşey kazandırmadı. Sadece iyi bir üniversiteye girdim ama ne yaptıysam geri kalanı kendim yaptım. İngilizceyi kendim öğrendim mesela, farklı alanlarda çalışmalar denedim vs. Takdir edildim ya da ne gerek varlarla karşılaştım ama hiç önemli değil, çünkü herşeyi kendim için yaptım. Bu dünyada kendim için de birşeyler yaptım diyebilmek için yaptım.
Bence blog yapmak da süper bir fikir, bak bunu ben yapamadım. Senin bu başarını kutluyorum. Tüm bu koşturmada buna da vakit ayırabiliyor ve üstelik de çok güzel yazılar yazabiliyorsun. Bu da bence en büyük başarılardan birisi. Lütfen devam !
Not : Çocuk hikayelerini de bekliyorum. Gör bak nasıl patlatacağız ortalığı
Voltran voltran voltran…
Başarı kriterlerine aşırı bağlı kalmak ne yazık ki mutsuzluklara yol açabiliyor. Herkesin başarı kriteri farklıdır. Oysa ki bize öğretilmiş olan başarı kriterleri çok klasik tanımlamalar, iyi bir okula git, iyi bir işe gir, iyi para kazan vs.. gibi. Bu kriterlere uymayanlar, günümüzde başarısız olarak nitelendiriliyor. Oysa ki düşündüğümüz zaman hayat bunlardan ibaret değil, aslında tüm bunlar bizi mutlu değil, mutsuz yapıyor. Çünkü insanların başarı olarak nitelendirdikleri pek çok konu, insan doğasına da ters düşüyor. Örneğin ben hiçkimsenin ofiste günde 8 saat çalışmasının o kişinin sağlığı için iyi olduğunu düşünmüyorum. Ruhani anlamda zaten külliyen zarar olsa gerek. Kendi başarı kriterlerini oluşturarak kimseye kulak asmadan devam edebilmek biraz da cesaret isteyen bir konu.