Kıskandım hem de çok…
Bebeğimle ilgili onlarca şeyler yazabilecekken, ona dair bu blogda yazmak istediğim ilk yazının onun için hissettiğim kıskançlık olması şahane! Ama ne yazabilirim en şiddetle paylaşıp yandaş bulmayı umduğum konudan başka?
Ben bebeğimi birçok çalışan anne gibi her sabah bir bakıcının eline bırakıp işe gidiyorum. Bir arkadaşım anne ve babasına bırakırken, kuzenim ise ablasına yani diğer kuzenime bırakıyor. Bunun gibi nadir örneklerden başka genelde geçmişini nadiren bildiğimiz yabancı veya Türk kadınlarla başbaşa kalıyor en korku dolu kabuslarımız.
Diyelim ki; ister kameradan ister bebeğinizin hal ve tavrından bakıcınız temize çıktı. Yani bebeğinize elinden geldiğince iyi davranıyor. Peki kabus bitti mi? Asla… Bebeğiniz büyüyüp de yürüyen bir yumurcak haline geldiğinde, tıpış tıpış bakıcının arkasından gittiğini görüyor, konuşmaya başladığında ismini bol bol sayıklamaya başladığını duyuyorsanız işte o zaman postpartum depresyonunu solda sıfır bırakan yeni bir depresyona girmeniz işten bile değil.
Açıkçası psikoloji, bu şekilde bir depresyon tanımı yapmamış, araştırdım. Bana göre içinde bulunulan şahane durumun ismi: “Kıskancım o zaman anneyim”!
Size daha çok yakın bir zaman kadar bu krizin içinde olduğumu itiraf edeyim ve nasıl içinden çıktığımı da elimden geldiğince anlatmaya çalışayım..
Çocuğumu bakıcısından hergünün her saati kıskandığım zamanlarda, kendi annemden ve hatta psikoloğumdan bile duyduğum ve uzun süre üzerimde en ufak bir etkisi olmayan “çocuk annenin farkını bilir, korkacak bir şey yok” tekerlemesine siz de inanmamayı seçerseniz, “klübe hoşgeldiniz”. Eminim o ufak canavarlar bizim bakıcılardan farkımızı biliyor, ona sözüm yok ama kim bana bakıcı ile benim farkımın benden tarafa olduğunu söyleyebilirdi? Ya Melis içinden, “Bu annem, bu Ayşe; annem her zaman annem ama ben Ayşe ile çok daha iyi anlaşıyorum, hep onun yanında olmak istiyorum” diyorduysa….
Kızımın bakıcı aşkıyla yanıp tutuştuğu bir haftayı takip eden Cumartesi gecesi sabah 3’ten itibaren uyanık kalıp sorguladım tüm olayı. Yazdım, çizdim. Ben bilançodan iyi anlarım, işin bilançosunu çıkardım önüme. Varlık tarafına Ayşe ile olmamızın artılarını, yükümlülük kısmına ise eksilerini girdim. İşte size şu anda komedi gelen kağıt parçasından izler:
Varlıklar:
- Melis Ayşe ile çok anlaşıyor ve seviyor.
- Ayşe’yi eğitmem 1 yıl aldı, bir başka kadınla sil baştan çok zor.
- Ayşe her sabah erkenden kalkıp benim için sıcak pideler yapıp, meyveler soyup, filtre kahve yapıp işe giderken bana veriyor, yani bana da bakıyor.
- Melis çok zor yemek yiyor ve Ayşe onu yedirecek kadar sabırlı ve anlayışlı.
- Ayşe’yi gönderip işten çıkar ve Melis’e kendim bakarsam, kızımla ilişkimi bozma ihtimalim yüksek.
- İşten çıkarsam, hayatımda hiç olmadığım kadar kendimi işe yaramaz hissedebilirim.
- İşten çıkarsam, biriktireceğimiz para azalır, gelecek korkuları başlar.
Yükümlülükler:
- Evde aile olarak hiç yalnız kalamıyoruz, hep Ayşe var, özel hayat bitti.
- Melis Ayşe’yi benden çok seviyorsa bu ilişki tez elden bitmeli!
- Ayşe Gürcü bir kadın ve Melis’in Türkçesine etkisi negatif.
Görüldüğü gibi artılar eksilerin yanında daha da uzayıp gidebilir. Mantık belli ki olan düzene devam diyordu. Peki ya kalbim? Kalbim, koyu yazdığım cümleye takılıp kalmıştı. Herşeyi göze alıp kızıma kendim mi bakmalıyım? Kariyerim için senelerin emeğini bir yana koyup eve mi yönelmeliyim? Artık Şeniz Hanım diye seslenenler yok mu olacak? Ya ileride sevgisi uğruna işimi bıraktığım için hiçbir günahı olmayan Melis’i suçlarsam?
Pazartesi sabahı ilk işim Melis’in pedagog’unu aramak oldu. Melis’i tanımanın da verdiği etkiyle benimle uzun uzun konuştu. Çok rahatladım ve aslında işleri nasıl da dramatize ettiğimi anladım. O gün bu gündür, benim kıskançlık krizlerim bitti. Peki ben ne anladım da bitti? Anlamadım, farkına vardım diyelim. Çünkü aslında açık seçik olan şeyleri ben kıskançlık krizinden göremez duruma gelmişim.
Melis kişiliğini bulmaya çalışırken, aslında onun en çok nazını çekene ki bu ben oluyorum, bazı güç denemeleri yapıyor. Benim yumuşak karnımı bulmaya çalışıyor ve bulduğunda da hiç acımadan oraya patlatıyor. Anne olarak çocuğumun karşısında güçlü olmasam da güçlü durmam gerektiğini öğrendim. Bakıcısının adını çağırdığında “senin ne haddine ben varken onu çağırmak” tutumu yerine, içim acısa da “hadi git bakalım Ayşe ne yapıyor” demeyi öğrendim. Ben ne zaman bunu yaptım, o zaman Melis gördü ki annesi Ayşe’ye gitmesinde onu serbest bırakıyor, o zaman tutturacak bir şey kalmıyor. Üstelik annesi kısıtladığı için Ayşe’nin özel olan konumu da bir anda normale dönüyor.
Melis bu tavrı sürdürdüğümden beri artık Ayşe diye üstelemeyi bıraktı, anne hatta yeni ismim “annem” yine en çok istenen ve aranan oldu. Kendimi o kadar tedavi ettim ki artık Melis bakıcısının ismini çağırdığında hemen onun yanına götürüp “hadi biraz oynayın” diyip kendime çaldığım 15-20 dakikanın tadını çıkarmaya bile başladım. Evet, en sonunda ben de inanmadığım annenin yeri farklıdıır tekerlemesini söylemeye başladım, çünkü farklı! Bunu kimse değiştiremez ve bu fark anneden yana! Anne ile çocuğu arasındaki bağ, kordon bağıyla başlıyor ve bir ömür boyu sürüyor. Araya iş de girse, bir bakıcı da girse, bir akraba da girse, çocuk sizin çocuğunuz ve bu dünyanın en gerçek gerçeği!


Aslında hayat dersleri gibi değil mi? Karşımızdaki insanı ve kendimizi rahat bıraktığımızda özgürleşiyoruz. Özgürleştikçe kendimize ve hayatımızdakilere sevgimiz de artıyor.
Oğlum 5 yıl boyunca çok farklı kişilerle büyüdü. En çok anneannesi baktı, bebekken arada sırada babaannesi, okula gitmeye başladığında da ben ve anneanne vardı hayatında ve bugünlerde de bir bakıcısı var artık .. görüşler, yetiştirme tarzları, birlikte geçirdikleri zamanın uzunluğu kısalığı vs. ne olursa olsun ama “anne” bir başka oluyor çocuklar için.
Benden bile daha çok sevdiğini söylediği ( ki bu duruma hiç alınmıyorum) anneannesiyle yazlığa gittikten bir süre sonra benim tel tokamı bulmuş çantasında. “Annemin tokası” demiş, bağrına basmış. 1 hafta boyunca tüm gün elinden bırakmamış tokamı, onunla yatmış, gece uyurken düşürmüş gece yarıları toka arattırmış yatak altında. Değil anne, annenin tokası bile bu kadar değerli oluyor çocukların gözünde. Ve hissediyorum ki bu bağ giderek de güçleniyor. Kimler girerse girsin araya eğer siz kısıtlı zaman içinde bile sevginizi aktarabiliyorsanız ona ve içinizdekini paylaşabiliyorsanız dünya bir yana siz bir yana oluyorsunuz. Melis daha küçük.. İlerde çok daha iyi anlayacaksın Şenizcim.