Normale indirgenmiş Sex and the City!
Evlilik, hayatı iki başına koltukta TV izleyerek geçirsen de, iki çocuk yapıp birbirini aynı evin içerisinde göremesen de zor… Cuma akşamı Sex and the City 2’ye gittim. Dizi ile hiç alakası yoktu, dizinin ritmini ve eğlencesini arayanlar hüsrana uğruyorlar. Sanırım ben farklı olacağını bilerek gittiğimden keyifle izledim. Bir kere moda şöleniydi, kıyafetlerin hepsi özenle seçilmişti, gözlerim bayram etti. Filmin özü: Evlilik zor!
Evlenmeden önce, sanırım katolikler haricinde, kimse sizi hizaya çekip de gelecekte nelerin beklediğini anlatmıyor. En yakınlarınız, kardeşim dediğiniz dostlarınız bile sizi “yanlış” yönlendirmemek adına susmayı tercih ediyorlar. Evlenirken beni bekleyen en büyük derdin düğünde nasıl duvak takacağım olduğunu sanacak kadar naïf değildim aslında. Ama insan daha fazlasını düşünmek istemiyor. Halbuki bilmeli, iyi-kötü gündeki kötünün neler olabileceğini. Öğrenerek girmeli bu toplumsal ilişkiye. Yola çıkarken sevgilinin yerini kocanın; arada sırada özenerek yaptığımız akşam yemeklerinin yerini de motora bağladığımız fabrika yemeklerinin alacağını bilerek evlenmeliydik. Bir tek babaannem seneler önce söylemişti duygu ve düşüncelerini “Kızım, iyi birşey olsa, adına koca denir miydi? Koca insanı kocatır” diyerek…
Filmde, Carrie, evliliklerinin monoton hale gelmesinden korktuğu için senelerdir peşinden koştuğu aşkı Mr. Big’i aldatacak kadar ateşe yaklaşıyor. Diğer taraftan, çocuklu evliliklerin bir şekilde çocuklarla evliliğe döndüğüne, evliliğin anne-baba-çocuk-bakıcı dengesini korumaktan öteye gidemediğine de şahit oluyoruz. Ne sürpriz! Gerçi Carrie, Sam, Charlotte ve Miranda dörtlüsünün heyecan dolu flört yıllarından sonra, normal insanlara dönüşmüş olduğunu görmek, filmin gerçekçi dünyayla örtüşen nadir bölümlerinden.
Filmden sonra çocuğunuz olsa da olmasa da aklınızı gıdıklayan bir soruyla başbaşa kalıyorsunuz: Çocuk evliliğe neler katıyor neler götürüyor? Çocuk insana çok şey katıyor ama evliliğe katkısı hakkında çok şüpheliyim. Son araştırmalar da zaten bunu destekliyor. New York Times’daki bir makaleye göre evliliğin mutlu bir şekilde sürdürülebilmesi için çocuk sahibi olmak artık önemli bir kriter değil. Kişisel hissiyatım ise bir evin kalabalık olmasının gerektiği. Evlilik sadece iki kişiyle yaşanmayacak kadar sıkıcı. Ama sıkılmadan bu kurumu götürebilenler varsa, çocuk yapmayı iki kez düşünmeli. Sözünü ettiğim makale aşağıdaki gibi:
http://well.blogs.nytimes.com/2010/06/14/do-kids-still-matter-to-marriage/?s

