Bodrum’dayız…

Kategorisi: Anne olarak yaşam

Bu yaz yine Yalıkavak’tayım, son 12 senedir yaptığım gibi.

 Bu yaz yine Melis’le beraber Bodrum’dayız son 3 senedir yaptığımız gibi…

 3 yaz önce, Bodrum’daki evde süt sağma merkezi kurmuş Sütaş’a rakip olarak canla başla kendimden süt sağmaktaydım. Mutlu Melis’e mutlu süt üretmek için her sabah olimpiyatlara hazırlanan bir yüzücü edasıyla denizde 1 saat tur atıyor ve yakında “Atlantis’ten Gelen Adam” misali, parmaklarım arasında perdeler oluşacağına inanıyordum. Yüzmekten, süt vermekten boş kalan vakitlerimde ise emeklemeye çalışan bebeğimin etrafında dört dönüyordum. Bunların sonucunda sürekli yorgun olduğumu ve sanki bunun panzehiri olabilirmiş gibi, yeniden çalışmayı dört gözle beklediğimi de çok net hatırlıyorum.

Ne ilginçtir ki geçen seneki Bodrum tatilimden kalan hemen hemen hiçbir anım yok. Sadece geçen yaz Melis’in yaklaşmaktan korktuğu denizden topladığımız “daş”lar var hala evimizin bir köşesinde…

 Bu yaz ise gördüğü ve yaptığı herşeyden keyif alan ve artık bebeklikten çıkmış bir kız çocuğuyla beraberim Bodrum’da. Simitini takıp denize girmek, dalgalara savaş açmak, beni ıslatmak, dedesiyle beraber bahçeyi sulamak, böcekleri incelemek, kumda pislenmek…Onun için aslında tüm tatil paketi çok eğlenceli. Benim için eğlenceli dersem geçmişte yaşadığım onca Bodrum gecesine, gündüzüne biraz ayıp etmiş olurum. Dün akşam Melis’in Yalıkavak’taki çocuk bahçesinde oradan oraya koşmasını takip ederken bir an düşündüm “Şu kayaların, denizlerin bir dili olsa da konuşsa” diye…

 Her yaşın başka güzelliği var klişesine gerçekten inanıyorum. Geçmişte yaşamış olduğum her yaşın tadını çıkarabilme şansına sahip olduğum için içim rahat, geçmişe dönmeyi istemem. O zamanki koşturmacayı şu an yapmam zaten fiziksel olarak bana ağır gelirdi. Bunları düşünerek kendimi kandırıyor olsam da olmasam da kesin olan birşey var; o da benim Bodrum’umun artık tarih olduğu. Şimdi kızımın Bodrum’unu yaşıyorum. Bunları hissetmek ne kadar can acıtıcı olsa da, aynı zamanda inanılmaz derecede zevkli. Onun gözünde dünyayı keşfetmenin pırıltısını görmek var ya, kimbilir kaç Apple Martini’ye bedel!

3 Yorum July 6, 2010

Genetik olarak bağlı olmak

Kategorisi: KISSADAN HİSSELER

 Ben bir ablayım. Beş yaşındayken ablalıkla tanıştım. Öncesinde annemin başının etini yedim kardeş de kardeş diye. Kardeşim doğumdan sonra annemle babamın kan uyuşmazlığından dolayı sarılık olduğundan normalden uzun süre hastanede kaldı. Elime kardeşin doğdu diyip onun ilk gün çekilmiş bir fotoğrafını tutuşturdular. Resme bakıp bakıp kardeşim çok hasta diye ağladığımı gören rahmetli anneannem kardeşimi görebilmem için ikinci günün sonunda beni hastaneye götürmüş.

 Velhasıl, ben genelin aksine kardeşimi hiç kıskandığımı hatırlamıyorum. Dün akşam sevgili arkadaşımla oturmuş konuşuyorduk. Kendisi abla olup kardeşini aynen benim gibi kıskanmamış olan nadir tanıdıklarımdan. Şimdi bir sürü “annelik bilimci”nin yazdıklarından kardeşi kıskanmanın normal olduğunu, hatta farkındalığı yüksek olan çocukların kardeşlerini kıskanmasının normal olduğunu okuyorum. Çocukları anne-babaların hışmından korumak için yazmıyorlarsa, demek ki Fatoş ile benim beş yaşındayken IQ veya EQ, belki ikisinde de biraz gerilik varmış. ( Şimdi yoktur varsayımıylayım!)

 Annem ile anneannem kıyıda köşede atmaca gibi beklerlermiş meğerse en sonunda sabrımın sona erip bir delilik ile kardeşime zarar vereceğim anı… Halbuki ben bebek kardeşi uyurken terlediğinde burnunun üzerinde oluşan ter damlacıklarını tülbentle temizleyen ve onu sürekli kucağına almaya çalışan gerçekten de kuzu gibi bir ablaydım.. Kardeşimin bezlerini “Ben yıkayacağım!” diye atlar, anneannemin elinden kapardım. Herhalde ben yıkadıktan sonra, kadıncağız yine yıkardı. Ama taburenin üzerine çıkıp onun bezlerini yıkarken, kendimi bir büyümüş hissederdim ki sormayın!

 Bir gece rüyamda kardeşimin boynu koptu ve yüzünün her yeri kana bulandı. Kabustan ağlaya ağlaya uyandım ve sabah hemen anneme anlattım. Zannediyorlardı ki o yaşta konuşulanları anlamam. Onca zamandır melek gibi davranmamın arkasında gizliden gizliye bir kıskançlık yattığına inanan annem Freud bilgiçliğini takınıp anneanneme döndü ve

“Aslında kıskanıyor da göstermemek için bilinçaltına itmiş. Demek ki kardeşi ölsün istiyor.” dedi.

Ona çok kızdım o anda, kardeşimi kıskanmadığımı söyleyip ağlaya ağlaya yatak odama döndüm. O gün, kardeşimin ölmesinden nasıl korktuğumu anlamadıklarını düşünmüştüm. Hala da Güliz’i kıskandığım tek bir günü hatırlamıyorum.

 Kıskanıp kıskanmamanın da önemi yok aslında. Kardeşliği iyi götüremeyenler için ne acı diye düşünüyorum. İnsanın dünyada genetik olarak en yakın olabileceği kişiymiş kardeşi. İnsanın öz çocuğuyla bile o kadar benzer olamayacağını okudum bir kitapta. Yine aynı kitapta teyzenin/halanın/dayının/amcanın bir çocuk için nasıl güven kaynağı olduğunu anlatan bir paragraf okumuştum. Ben bu tür sonuçlara nasıl varıyorlar hiç anlamıyorum ama örnek verecek olursam, benim kardeşim Titanic batarken hem yeğeni hem de eşiyle beraber suya atlasaymış, kurtarmak için ilk elini tutacağı kişi benim kızım olurmuş. Bunun da sebebinin insanın mantığıyla değil tamamen dürtüsel olarak kendi genlerini taşıyan, kanından olan birine yönelmesi olduğu belirtiliyor.  Tabii bu durumda insanın üvey anneliği, üvey babalığı sorgulayası geliyor. Benim aklım hep olabilecek felaketlere çalıştığı için (sanırım mesleğimin bir gereği diyerek kendimi rahatlatamaya çalışıyorum!) şöyle bir senaryo geliyor gözümün önüne: Anne, çocuk ve üvey babanın yaşadığı son derece mutlu bir ev düşünelim. Anne bir gün kaza veya hastalık sonucu ölüme yenik düşüyor. Evde kalıyor mu üvey babayla kadının çocuğu! Eee, ne olucak peki şimdi? Üvey baba çocuğu asıl babasına mı teslim edecek? Etmezse, bu şekilde bir daha evlenirse, o çocuğun hali üvey baba ve üvey anneyle ne olacak? Gerçi kanunlar herhalde çocuğu öz babaya teslim ederler ama yine de bu işte işlemeyen birşeyler var sanki genetik bağ söz konusu olmayınca…

2 Yorum June 27, 2010

Aşk-ı Memnu ve Zıpzıp düğme

Kategorisi: KISSADAN HİSSELER

Prensip olarak 2,5 senedir benim kız uyumadan TV açmadığımdan, varsa yoksa, saat 22:00’den sonra başlayan ve konusu devam gerektirmeyen  CSI Miami, CSI NYPD, Bones türü tek bölümlük diziler seyrediyorum. Ne gerek varsa cinayetlerin çözümünü seyretmek çok ilgimi çekiyor. Başta sadece eldeki ceset ile başlayıp yavaş yavaş toplanan delillerle sonuca gidilirken, ben o 45 dakikada diziye gerçekten odaklanabiliyor ve kafamı boşaltabiliyorum.

 Bu akşam bunca zamandır yapmadığımı yapıp bir Türk dizisinin bölümünü seyrettim. Meraktan,  ilk kez Aşk-ı Memnu’yu açtım. Son bölümüydü ama sanırım sadece bu bölümü seyrederek olaya vakıf oldum. Bihter ile Behlül’ün aşkı fiyaskoyla bitti. Magazinden, köşe yazarlarından bu kadar kritik alan Bihter’i o kadar da zararlı görmedim; günahıyla sevabıyla tipik bir aşık kadın işte! Ama Bihter’in mezarında oturmuş konuşan erkek namzeti Behlül’ün kafasından bir damacana buzlu suyu dökesim geldi. Tam günümüz Türk erkeği: Severim seni hem de çok, ama şartların kurbanıyım, sevmeye devam edecek cesaretim yok! Bunca zamandır hakkında yazılıp çizilen dizide yanlış kabul edilip tenkit alan tek ilişkinin Behlül-Bihter olduğunu zannediyordum. Ama daha rezaleti varmış; Behlül amcasının kızıyla evlenecekti neredeyse! Bihter ile Behlül’ün ilişkisi bile daha normal bana sorsanız. İşin içinde en azından akrabalık yok.

 Bu diziyi seyrettikten sonra aklıma Melis’e aldığım bir kitap geldi. Kitapta sürekli macera arayan Zıpzıp adlı düğme, bağlı olduğu iplerden kurtulup kendini sonu çok da hoş bitmeyen serüvenlerin içinde bulur. Sonuçta dikili olduğu elbisenin sahibi olan kız çocuğu onu sokakta tekrar bulur ve yerine diktirir. Elbisedeki diğer düğmeler Zıpzıp’ın başına gelenleri“Ah, ah”, “Vah vah”, “Yazık” diye dinlerler ve bağlı oldukları ipe sıkı sıkı tutunurlar. Zıpzıp da o günden sonra ipinden kurtulmaya çalışmaz ve mutlu mesut bir elbisenin üzerine yaşarlar. Çocuklarımıza okuttuğumuz kitapta bile “status quo”yu korumamız gerektiği tavsiye ediliyor. Belki de Behlül’ün yaptığı normaldi bu değer yargılarıyla bakacak olursak, kimbilir…

Yorum yazın June 24, 2010

Bebek sahibi olmak istiyorsanız (PR Giza İletişim-Tanıtım-Org.Hizmetleri’ne teşekkürler!)

Kategorisi: Doğuma hazırlık, Konuk yazarlardan

(Bu yazıyı bana gönderip sizlerle paylaşmamı sağlayan PR Giza İletişim-Tanıtım-Org.Hizmetleri’ne teşekkürler!)

Çocuk sahibi olmak en keyifli,en zor ve vazgeçilmez bir sanattır. İnsanın gerçekten kendini başka bir boyutta hissettiği bir döneme girmek isteyen bazı kadınlar hiçbir sıkıntı yaşamadan kolayca hamile kalır. Kimileri içinse hamile  kalmak ,  zahmetli ve sıkıntılı bir dizi yöntem ,prosedür ve test anlamına gelebilir.Siz de çocuk sahibi olmaya karar veren çiftlerdenseniz işte öneriler…

 Sık Sık Cinsel İlişkiye Girin

 Bu , üzerinde durmaya gerek olmayan bir şeymiş gibi görünebilir ama özellikle heyecanlı çiftler için en sık gözden kaçırılan konudur. Cinsel ilişki sıklığı açısından normal ya da anormal diye bir sınıflama yapmak doğru değildir. Önemli olan ilişki sayısının az ya da çokluğu değil yeterliliğidir.  Bunun için uzmanlar tarafından tavsiye edilen sayı haftada 3 ilişkidir. Ama yumurtlama döneminizi bilmiyorsanız ya da adet kanamalarınız düzensiz oluyorsa, her gün seks yapmak eninde sonunda işe yarayacaktır.

 Yumurtlama döneminizi belirleyin

 Adet kanamaları 28 günde bir , düzenli geçiren kadınlar için yumurtlama tarihi adet başlangıcından 14 gün sonradır. Kadının en fertil (gebeliğe en elverişli) günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Eğer bu döneminizi düzenli geçirmiyorsanız hamilelik şansını arttıran yumurtlama zamanınızı tespit etmek için yumurtlama araçlarından biri olan tükürükten ovulasyon testinden yararlanabilirsiniz. Test, istenildiği zaman ve her yerde kullanılabilme pratiği sağlıyor, sınırsız kullanım özelliğiyle de ekonomik bir tercih nedenidir.

 Vücut ısınınızı kontrol ederek de   yumurtlama zamanınızı tespit edebilirsiniz.Normal vücut ısınız yumurtlamadan 24 saat önce yarım derece düşer , yumurtladıktan sonra tekrar normale döner. Yalnız dikkat etmeniz gereken bir nokta var vücut ısısı hastalıklar yüzünden de düşebilir. Bu yüzden sadece bu tekniğe güvenmekten kaçının.

 Yumurtlamadan önce daha çok seks yapın

 Yumurtlamanın (ovulasyonun) olduğu günlerde girilecek olan ilişkide, hamile kalma olasılığını artmaktadır.Hormonlarınızı tavana vurduğu gün ve sonraki 2 gün boyunca bol bol seks yapın.Sperm uterusun içinde 24 saatten 48 saate kadar yaşayabilir. Yani , yumurtlama başlamadan önce orada hazır bulunan spermin yumurtayla birleşmesi için yeteri kadar zamanı vardır.

 Stresten Uzak Durun

 Uzmanlar  tarafından verilen bilgiye göre, stres salgı bezlerini etkilemektedir ve bu şekilde hormonların salınımında problem oluşmaktadır. Bu durumda  yumurta oluşumu-gelişimi veya yumurtlama gibi hormonların etkisiyle olan olaylarda olumsuzluklar olabilir. Çalışma saatlerinin uzaması, trafik stresinin yaşanması gibi koşullar yorgunluk olarak geri dönmektedir. Yorgunluk da cinsel arzuyu ve cinselliğe ayrılan süreyi azaltmaktadır.Bu nedenlerden dolayı bebek isteyen çiftler stresten uzak durmalılar.

 Beslenme çok önemli

 Uzmanlara göre,gebeliğe hazırlanan kadınların içeriğinde dioksin bulunan gıdalardan kaçınması gerekir. Dioksin, kırmızı et, tavuk, balık ve yumurtada bulunmaktadır. Bunların hepsinin beslenme programından çıkartılmasını gerekiyor. Çünkü bu kez de yine kısırlığa neden olan D vitamini eksikliği ortaya çıkabileceği uzmanlar tarafından belirtiliyor. Ama nedensiz kısırlık sorunu yaşayan çiftlere, üç ay önceden özellikle bir diyet programı öneriliyor. Yani yalnızca kadınların değil, erkeklerin de bir beslenme programı uygulaması gerekiyor.

Hamileliğe hazırlanırken uzmanlar tarafından daha çok sebze ve meyve ağırlıklı bir diyet programı öneriliyor, ama bu program tamamen vejetaryen bir program değil. Çünkü bu besinleri hayatımızdan çıkarıp yalnızca sebze-meyve ile beslenmek de sağlıksız beslenmek anlamına gelmektedir. Bu besinler uygulanması önerilen beslenme programından çıkartılırken, onların yerine geçecek bir takım vitamin takviyeleri gerekli görülmektedir. Bu besinlerin yerine bebek isteyen çiftlerin neler yemeleri gerektiği uzmanlar tarafından belirlenmektedir.

 Kendinize zaman verin

 Yumurtlamayla ilgili yaşadığınız problemlerin çözüme kavuşması ve vücudunuzun hamileliğe hazırlanması biraz zaman alabilir. Bu konuda sakın yalnız olduğunuzu düşünmeyin.Sakin olun ve bekleyin. Yapılan araştırmalara göre bebek sahibi olmak isteyen birçok kişinin hamile kalması yaklaşık 6

June 24, 2010

Fala inanma falsız kalma

Kategorisi: KISSADAN HİSSELER

Duygusal tarafım yok sanırdım. Başak burcu insanıyım. Yükselenim Akrep. Dün akşam ay burcumun (ne demekse ve ne etkisi varsa) Balık olduğunu öğrendim. Benim bildiğim Balıklar duygusaldır. 35 yıldır kendim hakkında düşündüğüm herşeyle ters düşüyor Balık burcu ile ilişkim olduğunu öğrenmem. Demek ki içten içe duygusal tarafım saklanırmış Başak burcunun engin mantık denizine…

 4 ay önce bir barın tuvaletinde sıra bekliyordum. Arkamda duran kızla bakıştık, kızın gözü bana takılı kaldı. Bana Kova burcu olup olmadığımı sordu. Ben Başak burcuyum ama kızım Kova burcu diye cevap verdim. Kehanette bulundu : « Sizi çok ağlatacak ! » O günden beri paranoyak bir şekilde Melis’i izliyorum. Aslında bir barın tuvaletinde yapılmış bir kehanete hiç gerek yok ; burçların ne olduğunu bilmeye de gerek yok. Anne-kız ilişkisinin olmazsa olmazı birbirini ağlatmak. Ama iyi haberler yüzünden ama kalp kırıcı sebeplerle…

 Yine de kızımla üzerinde yürüdüğümüz ince çizgiye göz attım dün akşam. Ben Başak annesi olarak işlevselliği ve efektifliği önemsediğim için bir an önce sonuca ulaşmaya çalışırken, dahilerin burcu olan Kova burcundan kızım için keşfetmek kendi kendine bir meşguliyet demek. Kaybettiği zaman onun için önemli değil, önemli olan denemek. Burada bana düşen, kızıma keşif özgürlüğü tanıyıp böyle zamanlarda fazla bulaşmamak oluyor.

 Eğer ebeveyn-çocuk uyumunuzu ve hatta eşinizle nasıl bir ebeveynlik deneyimiz olacağını merak edenleriniz varsa, işte size eğlence:

 http://www.babycenter.com/horoscopes?intcmp=pulldown_baby_textlink_horoscopes&pn=Horoscope%20Profile

Yorum yazın June 24, 2010

Prima’ya elveda

Kategorisi: Anne olarak yaşam

Bu akşam yemeğimizi yerken 2 haftadır belli aralıklarla duyduğumuz anonsu duyduk. Akan küçük bir şelaleyi andıran şıkırtı sesi ve arkasından: “Ben çişimi yaptım!”

 Küçük popoyu sadece  Minnie Mouse’lu donlara emanet ettiğimizden beri günde üç dört kez elimizde havlularla yer siliyoruz. Melis tutmaya çalıştığının ilk çeyreğini halılara veya parkeye, geri kalanını da oturağına yapmayı tercih ediyor. Başlangıç için bu da bir şey diyoruz ve moralimizi bozmuyoruz.

 Geçen gün “Cemile” kitap serisinden konuyla ilgili kitabı alıp eve gittim. Kitapta yanlışlıkla altına kaçıran Cemile ailesinin ve arkadaşlarının yine kendisine bebek gibi davranacaklarından dolayı çok üzülüyor. Melis’e pozitif etkisi olacağını zannederken bir baktım yanımda kitabı üçüncü kez okutan kızım koltuğun üzerine yapacağını yapmış bile! Niye önceden söylemediğini sorunca,

 “Cemile de altına yapıyor, ben de yapıyorum” diye cevap verdi küçük sincap…

Kendimi çok akıllı zannederek bu kitabı bulup eve getirdiğime mi yansam, Melis’in bebekliğinden beri hiç leke yapmamayı başardığımız koltuğun üzerindeki ıslak daireye mi yansam diye düşünürken, bakıcımız Ayşe’den gelen yorumla olay iyice boyut değiştirdi. Biz Melis’in çişini tuvalete yapmayı öğrettiğimizi herkese söylediğimiz için nazar değmiş, o yüzden 1 haftadır sadece donuna yapan kızım şimdi koltuğa yapıyormuş! Kız çocuğu bir haftadır tuvalete yapar da şimdi koltuğa bırakır o zaman nazarı anlarım da sadece üzerine çiş yapacağı tekstilin değişmesi nazarın nasıl göstergesi oluyor bilemedim.

 Herşeye rağmen, Melis gece hariç artık bez takmıyor. Herkese de bunu söylemeyi ihmal etmiyor. Abla olduğunu, artık bez takmadığını anlatıyor defalarca. Hatta bugün bahçede oyun oynarken, kendini o kadar büyümüş hissetmiş olacak ki puantiyeli donunu da çıkarıp Ayşe’ye vermiş ve demiş ki:

“Artık buna da ihtiyacım yok!”

1 Yorum June 22, 2010

Hamileliğinize keyif katacak 10 öneri (PR GIZA’ya teşekkürler)

Kategorisi: Konuk yazarlardan

Hamilelik insanın gerçekten kendini başka bir boyutta hissettiği bir dönemdir. Fiziksel gelişmelerin kontrol edilmesinin yanı sıra, tadını çıkartmanız gereken bu aylarda aşağıda yer alan listeden kendinize küçük keyifler çıkarabilirsiniz…

 1 İşte sonunda hamilesiniz!Eşiniz ile bu mutlu haberi nasıl paylaşacağınızı düşünün.Gözlerinin içine bakarak ‘‘baba olacaksın’’ demek yerine,ona farklı ve şaşırtıcı sürprizler hazırlayın ve bu mutlu anı en güzel şekilde değerlendirin.

 2 Aileniz ve bazı akrabalarınıza bu müjdeyi vermek için evde hafif yemeklerden oluşan şık bir sofra hazırlayın. Hep beraber eğlenceli bir akşam geçirin.

 3 Birkaç gününüzü kız arkadaşlarınıza ayırın.Kız kıza gezin,eğlenin,sinemaya gidin.Güzel bir yemek programı da hoş olabilir…

 4 Hamileliğiniz ağırlaşmadan eşinizle tatile çıkın.Hatta birkaç hafta sonu küçük kaçamaklar yapın.İlerleyen dönemlerde zaten uzun bir süre eşinizle başa başa tatile çıkamayabilirsiniz…

 5 Bol bol uyuyun…Uykunuz geldiği zaman direnmeyin uyuyun…Bebeğiniz olduğunda bu kadar rahat uyuyamayabilirsiniz…

 6 Bilindiği gibi,rahim içindeki bebek 24. haftadan itibaren dış dünyadaki sesleri duymaya, kaydetmeye ve yorumlamaya başlar. Müzik doğru seçildiğinde bebeğin ruhsal gelişimine yardımcı olur.Bebeğinizle kendinize özel zaman ayırın müziğin beraberce keyfini çıkarın…

 7 Bebeğiniz için özel bir defter hazırlayın.İçine sizin,eşinizin,ailelerinizin resimlerini koyun,yaşantınızı,arkadaşlarınızı ve bebeğiniz hakkında söylemek istediklerinizi fotoğraflar ve yazılarla anlatın.

 8  Eşinizle beraber bebeğin odasını hazırlayın.Kendinizi alışveriş oluşturun ve yavaş yavaş zaruri şeylerden başlayarak ihtiyaçları giderin.

 Bu arada artık çok şık hamile kıyafetleri var.Hamileliğinizi aynalardan uzak durarak ve iki kıyafetle bitirmeyin.Bu özel döneminiz için bir gardırop hazırlayın kendinize…Ayrıca vücut sağlığınız için özel olarak hamileler için üretilmiş Shuma Hamile Terlikleri’ni kullanabilirsiniz. Shuma hamile terlikleri patentli alçak topuk ,yüksek burun tasarımı ile vücudunuzun ağırlık merkezini dengeler ve vücudunuzda ki baskıyı ortadan kaldırır.

 10  Okuyun…Çocuk sahibi olmak,bebek büyütmekle ilgili bol bol kitap okuyun ve dergi okuyun.Sonrasında bu kadar kolay zaman bulamayabilirsiniz…

Yorum yazın June 22, 2010

Çocuklar için 5 süper besin!

Kategorisi: Beslenme

Süper yemekler nedir? Bir grup yiyecekleri süper yiyecek diye diğerlerinden ayırabilmemiz mümkün müdür? Bazı kritiklere göre, sadece bir elin beş parmağı kadar yiyeceklere odaklanmak yanlış. Ama kimse bu beş parmaklık yiyeceklerin besleyiciliklerinin karşısında durmuyor. Beş tane ile başlayıp beş tane ile sınırlı kalınmadığı müddetçe kafamızda belli başlı yiyeceklerin önceliğinin olmasında bence hiçbir sakınca yok. Üstelik bu yiyecekleri yedirdikçe çocuğunuza ömür boyu sürecek yeme alışkanlığı kazandırabileceğiniz bazı yiyecekler olacağı da kesin. Anneannem bana ıspanak yedirmek için Temel Reisi seyrettirip ıspanak yemeyi özendirirdi. İşe de yarardı; üstelik ıspanak hala patlıcandan sonra gelen en sevdiğim sebze.  Dolayısıyla ben bugün 5 tane super yiyeceği içeren paketi paylaşmak istiyorum.

 1. Avokado

 İyi yağları içerip kötü kolesterolün inmesini sağlayan tek sebze: Avakado. İçindeki liflerle kan şekerini dengelemekte de son derece faydalı. Bu aralar biraz adı çıkmış olan Omega-3’ü içerdiğini de söylemeden geçemeyeceğim.

İyi de nasıl yedireceğiz biz bunu ? İsterseniz avakadoyu sızma zeytinyağı ve limon suyuyla ezip haşlanmış sebzeleri batırıp yiyeceği bir sos olarak  tabağa koyabilrisiniz.

2. Yaban Mersini

 Vitamin, mineral ve antioksidan deposu: Yaban mersini.  Kolestrolü düşürmede etkili, hafızayı güçlendiren ve bazı kanser türlerine karşı direnç sağlayan yaban mersinini ülkemizde dondurulmuş halde bulabiliyoruz.

Benim kıza yaban mersinini yedirmenin formülünü şöyle buldum; buzluktan haftada birkaç kez bir avuç donmuş yaban mersinini alıp yoğurdun içine atıyor, ve rondodan geçirip veriyorum. Melis ekşi even bir çocuk. İsteyen pudra şekeri, bal, pekmez gibi tatlandırıcılar da ilave edip verebilir.

3. Yulaf

 Hafif bir tadı olan, ani şeker iniş-çıkışlarını önleyip çocuğunuzu tok tutan ve vücuttan kötü kolestrolün çıkışını sağlamakta yardımcı olan tam tahıl deposu: Yulaf.

Ufaklıklara nasıl yedirebiliriz? Daha önce tarifini verdiğim Yulaflı kurabiye  iyi bir yöntem. Diğer bir yöntem ise kahvaltıda sütlü yulaf yedirmek. İçine çikolata kırıntısı, kuru incir-kayısı tanecikleri ekleyip yedirebilirsiniz. Eşim Almanya’dan çocuk müslisi diye bir kutu getirmişti, ben onu yediriyorum bazı sabahlar.

4. Somon

 Kalp hastalığı riskini azalttığı bilinen Omega-3 deposu: Somon balığı. Duygusal moda ve hafıza kaybına iyi geldiği bilenen somonun denizden çıkmış olanını yedirin. Ben yapıp yediriyorum. Yedirmekle kalmayıp yiyiorum! Daha önce tarifini verdiğim Somon köftesi  hazırlarken biraz fazlaca yapıp, buzluğa atıyorum. Haftada iki kez indirip fırında pişiriyorum.

 5.Ispanak

 A ve C vitaminleriyle beraber mükemmel demir, kalsiyum ve folik asit deposu olan: Ispanak Özellikle çocukların büyüyen kemikleri ve beyinleri için renkli çözüm! Kremalı ıspanak çorbasına kızım gibi doğuştan tok bir çocuk bile bayılıyor!

2 Yorum June 21, 2010

Normale indirgenmiş Sex and the City!

Kategorisi: KISSADAN HİSSELER

Evlilik, hayatı iki başına koltukta TV izleyerek geçirsen de, iki çocuk yapıp birbirini aynı evin içerisinde  göremesen de zor…  Cuma akşamı Sex and the City 2’ye gittim. Dizi ile hiç alakası yoktu, dizinin ritmini ve eğlencesini arayanlar hüsrana uğruyorlar. Sanırım ben farklı olacağını bilerek gittiğimden keyifle izledim. Bir kere moda şöleniydi, kıyafetlerin hepsi özenle seçilmişti, gözlerim bayram etti. Filmin özü: Evlilik zor!

 Evlenmeden önce, sanırım katolikler haricinde, kimse sizi hizaya çekip de gelecekte nelerin beklediğini anlatmıyor. En yakınlarınız, kardeşim dediğiniz dostlarınız bile sizi “yanlış” yönlendirmemek adına susmayı tercih ediyorlar. Evlenirken beni bekleyen en büyük derdin düğünde nasıl duvak takacağım olduğunu sanacak kadar naïf değildim aslında. Ama insan daha fazlasını düşünmek istemiyor. Halbuki bilmeli, iyi-kötü gündeki kötünün neler olabileceğini. Öğrenerek girmeli bu toplumsal ilişkiye. Yola çıkarken sevgilinin yerini kocanın; arada sırada özenerek yaptığımız akşam yemeklerinin yerini de motora bağladığımız fabrika yemeklerinin alacağını bilerek evlenmeliydik. Bir tek babaannem seneler önce söylemişti duygu ve düşüncelerini “Kızım, iyi birşey olsa, adına koca denir miydi? Koca insanı kocatır” diyerek…

 Filmde, Carrie, evliliklerinin monoton hale gelmesinden korktuğu için senelerdir peşinden koştuğu aşkı Mr. Big’i aldatacak kadar ateşe yaklaşıyor. Diğer taraftan, çocuklu evliliklerin bir şekilde çocuklarla evliliğe döndüğüne, evliliğin anne-baba-çocuk-bakıcı dengesini korumaktan öteye gidemediğine de şahit oluyoruz. Ne sürpriz! Gerçi Carrie, Sam, Charlotte ve Miranda dörtlüsünün heyecan dolu flört yıllarından sonra, normal insanlara dönüşmüş olduğunu görmek, filmin gerçekçi dünyayla örtüşen nadir bölümlerinden.

 Filmden sonra çocuğunuz olsa da olmasa da aklınızı gıdıklayan bir soruyla başbaşa kalıyorsunuz: Çocuk evliliğe neler katıyor neler götürüyor? Çocuk insana çok şey katıyor ama evliliğe katkısı hakkında çok şüpheliyim. Son araştırmalar da zaten bunu destekliyor. New York Times’daki bir makaleye göre evliliğin mutlu bir şekilde sürdürülebilmesi için çocuk sahibi olmak artık önemli bir kriter değil. Kişisel hissiyatım ise bir evin kalabalık olmasının gerektiği. Evlilik sadece iki kişiyle yaşanmayacak kadar sıkıcı. Ama sıkılmadan bu kurumu götürebilenler varsa, çocuk yapmayı iki kez düşünmeli. Sözünü ettiğim makale aşağıdaki gibi:

 http://well.blogs.nytimes.com/2010/06/14/do-kids-still-matter-to-marriage/?s

Yorum yazın June 16, 2010

Çocuklarda duruş bozuklukları (Dr.Ayla Özlem İNCE’ye teşekkürler)

Kategorisi: Konuk yazarlardan

(PR Giza aracılığı ile elime ulaşan ÖZEL 29 MAYIS HASTANESİ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.Ayla Özlem İNCE’den gelen yazıdır…)

Çocuklarda duruş bozukluğu nedir? 

     Duruş bozukluğu, omurganın duruş şeklinin normalden sapması olarak tanımlanmaktadır. Normal bir duruşta yandan baktığımızda sırtımızda hafif bir kamburluk (kifoz) ve belimizde hafif bir çukurluk (lordoz) bulunmaktadır. Bu eğriliklerin artması veya azalması duruş bozukluğuna ve   ağrıya yol açabilmektedir. Ayrıca omurgada önden ve arkadan bakıldığında olan eğriliğe ise skolyoz denilmektedir. Normal duruşta skolyoz olmamalıdır.
   İyi bir duruş (postür) eğitimi çocukluk yaşlarından itibaren başlar. İleri yaşta görülen bel, sırt ve boyun ağrılarının kaynağı, yıllar öncesinde edinilmiş olan kötü duruş alışkanlıklarıdır.

   Yapılan çeşitli çalışmalar sonrasında okul çağı çocuklarında bel ağrısının sıklığı %8 ile % 74 arasında olduğu belirtilmektedir Bu oranlar  oldukça yüksektir.

Duruş bozuklukları neden artıyor?

-         Bilgisayar karşısında yanlış oturma, okul sıralarının uygun olmaması,

-         Çocukların okulda kendi boylarına uygun olmayan okul sıralarında oturması,

-         Çok küçük yaşlardan itibaren ağır sırt çantası taşımak,

-         Hatalı oturma, ayakta durma ve uyuma (uygunsuz yatak seçimi),

-         Görme bozuklukları

-         Aşırı kilolu olmak (beslenme alışkanlığının değişmesi, fast-food beslenme)

   Bu pozisyonların büyük çoğunluğunda sırtımız öne doğru eğilmiş durumdadır. Hızla gelişmekte olan bir omurga yapısına sahip çocuklarda neden  kamburluğun  veya skolyozun en sık görülen duruş bozukluğu olduğunu açıklamaktadır.

Duruş bozukluklarında temel şikayetler

    Duruş bozuklukluğu sorunu olan kişilerin ilk şikayetleri   boyun, sırt ve belde görülen ağrı ya da gerginliktir. Özellikle sırta yüklenen ağırlıklar (okul çantaları ) vücudun ağırlık merkezini değiştirerek normal duruşu bozabilmektedir. Bu şekilde öne eğilmiş omurgada eklem, kas ve ligaman yapılarında zorlanmaların neden olduğu, belde kas gerginliğini tetiklenmesiyle   bozuk yürüyüş ve duruş bozukluğu ile ciddi bel ağrılarının oluştuğu gözlenmektedir. Erken dönemlerde, skolyoz ilerlemeden belli büyüklükte kalırsa hayatı hiç etkilememektedir. Eğer ciddi boyutlara varmış ise çocukta sakatlık hissi oluşturabilir. İleri skolyozlarda , göğüs kafesinin daralması nedeniyle kalp ve akciğer sorunları da ortaya çıkabilmektedir.

 Duruş bozukluğu için ne zaman tedbir alınmalıdır?

    Duruş bozukluklarından en sık görüleni halk arasında kamburluk olarak da bilinen ve tıp dilinde kifoz veya skolyoz olarak ifade edilen duruş bozukluğudur. Skolyoz, çok kolay bir test ile tespit edilebilir. Bu uygulama 9-10 yaş grubu çocuklarda, ergenliğin sonuna dek 6 ayda bir tekrarlanarak yapılabilir. Özellikle bazı ülkelerde okullarda skolyoz taramaları yapılmaktadır. Bu testi anne-babalar evlerinde de çok kolay yapabilirler.
Çocuğunuzun  kollarını da aşağıya sarkıtarak öne eğilmesini söyleyerek, eğildiği zaman baş tarafından yada kalçalar tarafından sırtına bakınız. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. 
 
Çocuklarda duruş bozukluklarının diğer nedenleri

   *Skolyoz :

    Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Skolyozu omurgada yapısal veya yapısal olmayan olarak sınıflandırabiliriz.

   Yapısal grupta sıklıkla doğuştan (konjenital) skolyoz ve nedeni bilinmeyen (idiopatik) skolyoz  görülmektedir. En sık görülen skolyoz, % 80 sıklıkla nedeni bilinmeyen (idiyopatik) tiptir. Daha çok 10 ‘lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Konjenital skolyoza gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir.

    Yapısal olmayan skolyozlar,  özellikle duruş bozukluğu , bacak eşitsizliği veya  kalça deformitelerine bağlı olabilir.

    Skolyozda ilerleme özellikle hızlı büyüme periyodlarında gözlenmiştir. Bu dönemler  puberteye ve seks karakterlerinin ortaya çıktığı dönemlere rastlar. Okul taramalarında kız ve erkeklerde  görülme sıklığı eşit (Yaklaşık %1)bulunmuştur. Kız çocuklarda skolyozda daha fazla ilerleme görülmektedir. 

*Ağır eşya (sırt çantası ) taşımak: 

 Sırt çantaları kesinlikle uzun süreli olarak kullanılmamalı.
. Sırt çantaları ve içindeki ağırlıklar toplamının taşıyanın vücut ağırlığının %10-15’inden az olması sağlanmalı.
.  Uzun süreli ağır çanta kullanımının mecburi olduğu hallerde tekerlekli çantalar tercih edilmeli.
.  Ortopedik/ergonomik (iki geniş ve destekli omuz askısı ve bel kemeri bulunan, hafif) çantalar, moda veya çocuğun tercih ettiği renk vb çantalara tercih edilmeli.
. Sırt çantaları her iki omuzdan asılarak düzgün olarak taşınmalı ve bel kemeri gibi ağırlık dengeleyici ekipmanlar kesinlikle kullanılmalı.

*Ergenlikteki emosyonel değişikler:  Ergenlikte pek çok genç vücudundaki hızlı büyümeye adapte olamamaktadır . Özellikle kız çocuklarında  göğüslerin hızlı gelişmesinde omuzların ve başın önde duruşu görülmektedir. Erkek çocuklardaysa el ve ayaklardaki büyümeye adapte olamadığı için yürüme paterni bozulabilir.

 Sağlıklı nesiller için çocuklarımıza ayakta dururken ,otururken, yük taşırken ideal duruşu öğretmeli ve spor yapma alışkanlığını kazandırmalıyız.

Yorum yazın June 14, 2010

Çocuk bakıcısı ilanı!

Kategorisi: Anne olarak yaşam

Biricik aşkınızı birgün hiç beklenmedik bir saatte eve gittiğinizde yatakta bir başkasıyla kıkırdarken bastığınızda ne hissedersiniz? Hele hele bu bir başkası uzunca bir süredir hayatınızın aşkı için kendinize rakip olarak gördüğünüz biriyse? Yaşayanlar bilirler; anlattığım anne-çocuk-bakıcı üçgeninde yaşananlardan bir sahne! Bir baskın sırasında bir baktım, sevgili kızım Melis, bana karşı olan ve Orta Avrupa’dan gelen genlerinin dondurucu etkisiyle olduğunu zannettiğim “Vallahi öptürmem, ölürsün aşkımdan” tutumunu bırakmış; bakıcısı Ayşe’nin yatağında bir güzel onunla oynaşıyor! Delirdim! Sonrasını hiç anlatmıyım. Ayşe hemen “Ne desen haklısın!” diye suçunu kabul etti. “Ey sevgili, sen niye sırıtıyorsun, komik birşey mi var?” diye Melis’e döndüm. Gördüm ki mesafeli kızımın yerinde yeller esiyor, mıncıklanmaktan pelteye dönmüş. 1,5 sene önce yaşadığım bu olayı şimdi gülümseyerek hatırlıyorum, ne olgunluk!

 Değişik bir ilişki anne-bakıcı ilişkisi… Hayattaki en büyük sevginizi sizinle hergün paylaşan biri var ve siz bir de üstüne para veriyorsunuz. Siz sevginizi paylaşmayı öğrenene kadar; siz çocuğunuzun bazen uykusundan bakıcısının ismini söylerek uyanmasına alışana kadar zorlayıcı bir ilişki. Sadece çocuğunuz alışmıyor üstelik, bir de bakıyorsunuz evin ferdi olmuş bakıcınız ve siz de alışıvermişsiniz onunla yaptığınız muhabbetlere, çocuğunuzun dertlerini başarılarını paylaşmaya ve hatta eve girdiğinizde aldığınız kokusuna. Ben bakıcılarla yaşamıma evimde 7/24  kalan Ayşe ile başladım, 18 aydan sonra  Melis’i gündüz saatlerinde gelen Serda’ya devrettim. Şimdi yine 24 saatli birine ihtiyaç duyduğumu anlayıp Ayşe’ye geri döndüm. Bazı arkadaşlarım ise sürekli bakıcı değiştiriyorlar. Şanssızlık da olabilir ama içten içe çocukların annenin uzantısı olarak gördükleri bakıcılarının değiştirilmesindeki sebebin bazen kıskançlık olduğunu düşünmeden edemiyorum. 13 tane bakıcı değiştireni bile biliyorum!

 Bakıcınızı işten çıkardıktan sonra arkadaşlarınızın sizi arayıp onun telefonunu istemesi durumunda ise, sanki bir gün önce ayrıldığınız erkek arkadaşınızın telefonu isteniyormuş gibi hissedeniniz oldu mu? Demek ki içten içe gözü varmış dediğiniz? Yasıma biraz saygı duyup hemen aramasaydınız diye hissedeniniz? Ama eski sevgilinizle ilişkiyi bitiren sizdiniz, vermelisiniz telefonunu artık yeni olasılıklara. Zaten iyiliğini de istersiniz. O zaman veriyorum ilanı: Kızımın gündüzlü bakıcısı Serda iş arıyor. Her türlü tavsiye ederim. Bir arkadaş olarak, çocuğunuza yol gösterici olarak, evin düzenini siz işteyken sağlayan kadın olarak…Benimle kontak kurmanız dileğiyle!

1 Yorum June 11, 2010

Barbie’ye savaş

Kategorisi: Araştırmalar

 Benim “geç” çocukluğuma yetişen Barbie bebekler büyük bir başarıyı senelerdir sürdürüyorlar. Yaratıcı şirket Mattel bugün 5,4 milyar dolarlık bir şirket. Tamamen bir pazarlama harikası. Kız çocuklarını trend olan her türlü kıyafet ve aktiviteyle kalplerinden vuruyor ve karlarına kar katmayı sürdürüyorlar.

 2006 yılında başka bir oyuncak şirketi Liv bebeklerini piyasaya çıkarıyor. Projeyi yürüten iki bayan günümüzün bebek pazarındaki rekabeti sadece Barbie gibi bebeklere karşı değil, video oyunları, televizyon, cep telefonlarına karşı da görüyor ve pazara bunun bilinciyle giriyorlar.

Ve işte başarı! Kız çocukları mütevazi dört kız arkadaş ile ilk önce www.livworld.com aracılığı ile tanışıyorlar. Bu websitesine baktığımda video oyunları, dört arkadaşın elektronik olarak çevirebildiğiniz son derece renkli ve heyecanlı günlükleri görüyorum. Liv bebekleri sadece kız çocuklarının estetik zevkine hitap etmiyor, ayrıca bu websitesinin sayesinde daha gerçek ve daha ulaşılabilir hale geliyorlar. Çocuklarda hayranlık uyandırıyorlar ama astranot Barbie veya polis memuru Barbie’nin tersine, bir o kadar da gerçekler.

Bebekler piyasa çıktığı senenin noelinde yok satıyorlar. Bunun üzerine, Barbie’nin yaratıcısı Mattel de sanal dünyada varım diyecek aksiyonlar alıyor. Ancak sonuç iyi olmuyor. Liv bebeklerinin yaratıcıları olan Spin Master’s ise kız çocuklarını oyuncak bebeği günümüzün yeni oyun mecrası olan internet ile iyi bir Harman yaparak başarısını arttırmaya devam ediyor. Benim bunlardan anladığım günün değerlerini yakalayabilmenin her sektörde olduğu gibi oyuncak sektöründe de ne kadar önemli olduğu. Kısaca: “Oyuncak önemli ama içerik daha da önemli!”

NOT: Zaten Barbie bebeklerini oldum olası sevmedim, hiç de oynamadım. İnanmazsınız, ben 3 yaşından itibaren hep kitap okudum:) Kızkardeşimin hatırı için anneme iki tane Sindy bebek aldırıp alışılagelmiş bebek oyunu konseptinin dışına çıkarak elektrikli süpürge yaparken birdenbire uçmaya başlayan Sindy, evinde tırtıl besleyen Sindy vs. şeklinde maceralarım oldu. Barbie’nin incecik bacaklarının yanında Sindy’nin tombul yüzünü hep daha fazla sevdim.

Yorum yazın June 1, 2010

Annelik Efsanesi

Kategorisi: Diğer sitelerdeki yazılarım, Okuduklarım

(Temmuz ayında www.alternatifanne.com’da yayınlanmıştır.)

Okuduğum yeni bir kitap: “The Mommy Myth”, yani “Annelik Efsanesi.”

Bu kitapta önüme sıkça gelen terimler feminism, postfeminizm, yeni annelik (new momism). Feminizmi biliyorum da postfeminizm dönemine pek hakim olmadığımı fark ettim. Anladığım kadarıyla feminizmin alıp yürüdüğü zamanlarda kadınlar, erkeklerle eşit olabilmek için çok savaşıp ganimetleri topladıklarına inanıyorlar. Sanırsınız iki cinsiyet arasındaki haklar ve yaşam kalitesi eşitlenmiş, yola çıkıldığındaki tüm hedefler başarıyla yakalanmış. Feminizm bir anda “out” oluyor. Naçizane düşünceme göre; feminizmin kadını mutsuz, çocuksuz, eşsiz bırakıp üstüne üstlük sarkastik, bol tüylü ve son derece anti-dişi bir kadın yaptığına inanmaya başladığımız döneme postfeminizm deniyor.

Postfeminizm döneminin varsayımları şöyle devam ediyor: Annelerin babalara göre çocuk yetiştirmekte daha iyi oldukları kesin. Ve tabii ki bu çok özel bir görev. Annelerin işini ve hayallerini bu uğurda terk etmeleri de dolayısıyla babaların işlerinden ayrılmasına göre daha normal ve alışılagelmiş. Annelikte kimse başarısız olmayı kadınlığına yakıştıramaz. İyi bir çalışan, iyi bir evlat, iyi bir eş olamayabilirsin ama iyi anne olmak zorundasın.

Aslında hepimizin kendine özgü bir annelik anlayışı var. Hepimizin annelik deneyimine dair geçmişi farklı. Hepimizin bir anda tepesine üşüşen cinleri, hepimizin çocuklar uğruna yaptığımız fedakarlıklar farklı olduğu gibi hatalarımız ve hedeflerimiz de kendimize has. Dolayısıyla, anneliğin kollektif bir deneyim olduğunu unutmamız çok kolay oluyor. Sonuç ise toplumun anneliği kişiselleştirmesi ve şahsi bir başarı veya başarısızlık haline dönüştürmesi.

Kitap tüm bunları detaylı olarak tenkit ediyor. Yaptığı çok vurucu araştırmalar ve beraberinde de yorumlar var. Bazı yerler benim için çok feminizim çünkü ne yalan söyleyebilirim, ben bu işin doğrusunu yanlışını henüz bulamadım. Part-time iş şansının çok az olduğu bir ülkede yaşıyorum. Türk anneleri için tercihin ya hep ya hiç olduğunu görüyorum. O zaman işler daha da zorlaşıyor.

Kitaptan bir alıntı:

Your children are your challenge,
In them your dreams are sown.
You’ve given up your life
And live for them alone

Now look upon your daughter
Will she too be enslaved
To a man, a home, a family
Or can she still be saved?

This is your real challenge
Renounce your martyrdom!
Become a liberated mother
A woman, not a “mom”

8 Yorum May 27, 2010

Konuşan sincap

Kategorisi: Anne olarak yaşam

Bebeklikten çocukluğa her geçen gün bir başka sürprizleri oluyor ufaklıkların. Herşey daha zorlaşacak diyenleri onaylıyorum. Ama ben zoru sevdiğimden midir bilmem, her geçen günün daha da eğlenceli olduğuna inanıyorum. Özellikle de konuşmaya başladıktan sonra, işin keyfi bir başka oluyor. Benim hatırlayabildiğim sadece birkaç eğlenceli andan örnek vermek istersem:

  • Yanlışlıkla parmağını gözüne soktuktan sonra gözleri sulanır. Hiç üzgün olmamasına rağmen gözyaşının akmasına şaşıran Melis sorar :

       “Anne, ben neden ağlıyorum ?”

  • Tencereyi kıran annesinin karşısına geçer : “Ben kırmıyorum, abla (bakıcısı) kırmıyor. Peki sen niye kırıyorsun ? ” diye hesap sorar.

         Annesi cevap verir :

        “Ne yapayım yani, kırdım diye oturup ağlıyım mı ?”

         Melis annesine müşvik bir şekilde devam eder :

         “Önemli değil anne, üzülme sen ! ”

  • Bahçede yerde otururan annesinin yanına gelir, elini omuzuna koyar ve der ki :

        “Bana bak ! Ben şimdi evden kovayı, küreği alıcam. Beni anladın mı ?”

  • Annesi arabayla bir tümseğin üzerinden geçince  der ki: “Pluf diye geçtik. Şimdi bize bir pompa lazım artık ! ”
  • Anneannesine kafa tutar :

      “Anane, sen Almanca bilmiyorsun, sen sadece Türkçe biliyorsun”.

      Aneanne küçük torununun altında kalır mı:

     “Ama ben de İngilizce biliyorum” der.

      Melis sorar:

     “Bil o zaman, top de”

      Anneanne tüm İngilizce yeteneğini konuşturur:

      “Ball” diye cevaplar.

       Melis düşünür:

       “Evet olabilir anane, almanca ball; o zaman İngilizce de ball olabilir!”

  • Annesinin ve anneannesinin elini tuttuktan sonra der ki: “Sonunda başardık!”
  • Sabah annesi işe giderken :

        “Anne, işe gitme bugün ne olur. ”

        “Gitmek zorundayım canım. ”

       “Anne işe gitmek zorunda değilsin. Ama gidersen o zaman ben de gelicem”.

  • “Anne, Mickey Mouse seyretmek istiyorum.”

         “Hayır, bugün seyrettin, ikinci defa olmaz.”

          Melis eline kumandayı alır, sesini yumuşatıp gülümseyerek sanki bambaşka bir teklifle geliyor mu gibi şansını tekrar dener:

        “Anne, eğer istersen bu yeşil düğmeye basıp Mickey Mouse’u açabilirsin. Sonra da seyrederiz beraber.”

  • Melis 2,5 yaşında biyolojiye ilgi sarar:

         “Anne, ben yumurtadan mı çıktım, senin karnından mı?”

  • “Anne, balonlar en çok neyi sever?”

         “Bilmem, seni mi severler?”

         “Hayııır, havayı!”

  • “Anne, balık yemek istiyorum”

         “Parmak balık (İglo-fish fingers) mı?”

         “Hayır, kuyruklu balık!”

1 Yorum May 25, 2010

Lohusa şerbeti tarifi

Kategorisi: Doğuma hazırlık, Emzirme, Hamilelikte beslenme

 İş hayatımın ilk yıllarıydı. Birgün ayak parmağımı kırdım. Amerikan hastanesinin önünde elimde değneğim oturup beni araba ile alacak arkadaşımı beklerken, bir de baktım karşımda tam eski usül bir Nişantaşı pastanesi. Seke seke girdim içeri. Pembe pembe duran baklava şeklindeki lohusa şekerlerini görür görmez kararımı verdim. Belki lohusa değildim ama bana da yatakta kal çağrısı verilmemiş miydi? O zaman hemen lohusa şerbeti pişirip beni ziyarete gelecek arkadaşlarımı ağırlayacaktım.

Bundan 10 sene sonra lohusa şerbetini gerçekten hak ettim. Annem bebeği ve beni ziyarete gelecek misafirleri için lohusa şerbeti yaptı. Ben durur muyum? Zaten canım şeker çekiyor, bardağa şerbeti doldurup içerken, annemin çığlığıyla durdum. Aman misafirlerin şerbetini nasıl içermişim, misafirler gelince onlara ne çıkaracakmışız, vs. Sanırsınız lohusa şerbeti lohusaya sütü gelsin diye değil de, misafirlere gülümsesinler diye icat edilmiş! Sonuçta ben ağzımın tadıyla bir lohusa şerbeti içemediğime mi yanayım, haftalarca buzdolabında gelecek misafirleri bekleyen şerbete mi yanayım bilemiyorum. Hele bir teyze olacağım günleri göreyim de, kardeşimin salonuna kurulup lohusa şerbetini doya doya içeceğim.

Bu arada, benim lohusa şerbetimdi diye demiyorum, daha iyisini içmedim! Bu aralar etrafımda lohusaların sayısı artarken tarifi vereyim istedim:

1-İstenen ölçüde lohusa şekeri suda kaynatılır. Lohusa şerbetiniz en basit haliyle bu şekilde hazırdır.

2-Ayrı bir kapta, suyun içerisinde tülbent içinde havlıcan, karanfil, tarçın kabuğu kaynatılır. Bu karışım lohusa şerbetine şurup niteliğinde karıştırılacağından, piştikten sonra bir şişeye koyup bekletilir.

3-Ağız tadınıza uygun olması için tadarak baharatlı karışımdan kaşık ile lohusa şerbetine katılır. Eğer şekeri size az gelirse, ilave şeker de konulabilir.

Şurup niteliğinde olan karışımını fazla tutarsanız,  lohusa şerbeti her pişirildiğinde tekrar tekrar yapma zahmetinden kurtulur, buzdolabından çıkarıp yeni şerbete ekler ve servis yapabilirsiniz.

ÖNERİ: Doğumdan önce tadını istediğiniz kıvama getirebilmeniz için deneme yapın. Neden ne kadar konması gerektiğine kendi ağız tadınıza göre ayarlayıp not alın.

Yorum yazın May 21, 2010

Hamilelikte Varis Kabusunuz Olmasın! (PR GIZA’ya teşekkürler…)

Kategorisi: Fit hamilelik&loğusalık

 Hamilelikte Varis Neden Artar ?

 Hamilelik özel bir dönemdir.Anne adayları herkesin bildiği gibi mide bulantıları, baş dönmeleri, ağrılar, uykusuzluk, yorgunluk ve kramplar gibi sorunlarla karşılaşırlar. Hamilelik öyle bir dönemdir ki, bir çok problemin ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Dayanılmaz ağrılara ve hoş olmayan görüntülere neden olan varis de bunlardan biridir. Hamilelikte varisler büyük bir çoğunlukla bacaklarda meydana geliyor.

Varis, uzmanlara göre toplardamarların genişleyip, kıvrılarak cilt yüzeyinde belirgin hale gelmesiyle kendisini göstermektedir. Kanı kalbe geri taşıyan damarlar ‘toplardamar’ olarak adlandırılır ve bu damarlar kan akışının kalbe doğru tek yönlü olmasını sağlayan kapakçıklar içerir. Toplardamarlarda oluşan tıkanıklıklar ve aşırı basınç bu kapakçıkların düzgün kapanmasını engelleyerek geriye doğru kaçaklara sebep olur. Sonuçta bacaklardaki yüzeysel toplardamarlar genişler, uzar ve büklümlü bir görüntü ile varisler oluşur.

Varis nasıl oluşur?

  •  Aşırı kilo artışı
  •  Hormon salgıları ve bu salgıların kaslar üzerindeki genişletici etkisi
  •  Hamileliğin, bacaktan gelen toplardamar üzerindeki basıncı
  •  Hamilelikte oluşan vücuttaki kan artışının bacaklarda toplanması

Uzmanlar hamileliğin varis oluşmasını kolaylaştırdığını, çünkü gebelikte bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için kan hacmi belirgin bir biçimde arttığını belirtmektedirler. Bu yüzden damarlarda çok fazla kan bulunuyor ve özellikle bacaklarda kanın birikmesini artırıyor. Çoğunlukla ilk hamilelik esnasında ortaya çıkan varisler , her hamilelikle ortaya çıkıp önceki hamileliğe göre daha şiddetli olabiliyor.Ailesinde varis öyküsü olan anne adaylarında varisler daha sıklıkla görülüyor.

Bacaklarda ağrı, kramp, yanma, sızı ve şişkinlik varsa, damarlar belirginleşmeye başladıysa, ailede varis öyküsü varsa, iş yerinde sürekli ayakta kalınıyorsa, kesinlikle doktora gidilmelidir.

 Varisi Önlemek İçin Öneriler…

  • Hareket etmek; Özellikle sabah ve akşam yapılan yürüyüşler, yüzme, bisiklet gibi bacak baldır kaslarının aktif olarak kullanıldığı sporlar yapmak hamilelikte ortaya çıkan varisin gelişimini azaltır.
  • Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde aşırı kilo almamaya özen gösterilmelidir.
  • Uzun süre oturmayın, ayakta sabit durmayın, baldır kaslarının işlevselliğini etkilediği için her ikisi de uzmanlarca tavsiye edilmez. 
  • Bol ve rahat giysiler giyin.
  • Yüksek topuklu ayakkabı ve terlik giymeyin, topuk yüksekliği baldır kas pompa fonksiyonunu olumsuz etkiliyor. Bu konuda özellikle hamileler için tasarlanmış Shuma hamile terlikleri kullanabilirsiniz. Shuma hamile terlikleri, patentli alçak topukları, yüksek burun tasarımı ile vücudunuzun ağırlık merkezini dengeler ve vücudunuzda ki baskıyı ortadan kaldırır.
  • Hamilelik sırasında olumsuz faktörler nedeniyle genişleme eğiliminde olan toplardamarlara dışarıdan mekanik destek sağlamak amacıyla uzman önerisi ile hamileliğe özel külotlu varis çorapları giyilebilir.
  • Yatış pozisyonunuzu ayarlayın, sol yan üzerinize yatın, sırtınızı arkadan destekleyin.
  • Her fırsatta bacaklarınızı yukarı kaldırın. Özellikle dinlenirken ya da yatarken yastıkla yükseltin.
  • Oturur pozisyonda iken bacak bacak üstüne atmayın, bağdaş kurup oturmayın. 
  • Sigara içmeyin.
  • Alkolden uzak durun.
  • Su ve ödem artışına sebep olmaması için tuz tüketimini azaltın. 
  • Doktorunuzun yönlendirmesi ile genişlemiş kanamaya aday olan varis damarları darbeden korumak için gerekli önlemleri alın.

Yorum yazın May 21, 2010

Esaret altında…

Kategorisi: Okuduklarım

Geçen Cumartesi bir arkadaşımın okumam için verdiği bir kitap bu hafta beni bayağı meşgul etti. Yemek yerken bile okumaya devam ettim. Kitabın orjinal adı: “Mating in Captivity”. Benim tarafımdan tercümesi: “Esaret altında erotizm!”

 Esaret dediğim malumunuz evlilik denen müessese. Erotizm denen ise maalsef bu müesseseye girmemizle, bizi yavaş yavaş terk eden durum. İkisini bir arada tutmanın yolu var mı?

Hele hele işin için çocuk(lar) girince? Saygısızlık etmek istemem ama kim malum köşe yazarı gibi eşini sevgili olarak görmeye devam edebiliyor?

 İlginç olan şu: Bağdat caddesinde omuzunda bir ufaklık taşıyan adam çoğu zaman biz kadınların ilgisini çekip tekrardan arkamızı dönüp bakmamızı sağlıyor. Çünkü bu adam bağlılığın, güvenin, istikrarın bir sembolü. Ve bu çok seksi, değil mi? Evet! Ama o adam sizin eşiniz, o çocuk da sizin çocuğunuzsa, sorunun cevabı belki de hayır… Peki niye?

 Çocuğun hayatımıza getirdiği anlamın gittikçe arttığı günümüzde biz sadece mükemmel ebeveynler olup onlara herşeyi vermek istemiyor, aynı zamanda evliliğimizin de mutlu, doyurucu, heyecanlı ve duygusal olarak samimi olmasını istiyoruz. Zaten içinde bulunduğumuz toplumda, ailenin tek vücut olarak ayakta durabilmesi çiftin mutluluğuna bağlı. İşte kritik noktaya da böyle geliyoruz; hayatımızı son damlasına kadar çocuklarımıza akıtırken, ideal ilişkiyi bir tarafa bırakalım ilişkiyi korumak bile imkansız hale gelebiliyor. Mutlu aile için ailenin içindeki mutlu çifti korumak gerekiyor. Mutlu çifti korumak ise çiftin ilişki içerisinde bireyselliklerini koruyabilmesine bağlı. Kitaptan okuduklarımdan çıkardığım en temel fikir ise, evlilikteki heyecanı canlı tutabilmenin yolunun karşımızdaki kişiye özgürlüğünü vermenin getirdiği bilinmezlik duygusuna ne kadar tolere edeceğimizden geçtiği…

 Diğer önemle değinilen konu ise anne-babayı bekleyen tehlike: Eros’un kılık değiştirmesi! Eros kadına anne olduktan sonra bebek kılığında görünebiliyor. Hiçbir anne bebeğine olan sevgisinin ve onunla olan fiziksel yakınlığının, eşiyle olanla eş değer göremez. Bunu sapıklık olarak nitelendirir. Ama sorarım anne olan kadınlara? Kucağınızdaki bebeği emzirirken tüm yorgunluğunuza rağmen, kendinizi gözünüzü kırpmadan dakikalarca ona hayran hayran bakarken hatırlamıyor musunuz? Onlara ilk görüşte aşık olduğunuzu söylemiyor musunuz? Tam olarak değil belki ama ikame etmiyor mu acaba anneler bebeklerini bebeklerinin babalarıyla? Ayak parmaklarını yalıyoruz, yüzünü yüzümüze dayayarak oturuyoruz, onların kokusunu burnumuza çekerek uyuyoruz. Bir sevgiliyle olan yakınlığa ne kadar büyük bir benzerlik…Üstelik fiziksel olarak kadının emzirirken belirli bir cinsel tatmin yaşaması, oksitosin hormonunun tavan yapması da bu konunun kimyevi yönleri…

 Sonuç paragarafı yok. Konuyla ilgilenenelere kitabı tavsiye ederim.

Yorum yazın May 14, 2010

SHUMA HAMİLE TERLİKLERİ

Kategorisi: Fit hamilelik&loğusalık, Kullanışlı bulduklarım

SHUMA HAMİLE TERLİKLERİ

Hamilelik döneminde vücudunuzda önemli değişiklikler meydana gelir. Bebeğiniz büyüdükçe vücut yapınız değişir ve ağırlık merkeziniz her geçen gün biraz daha öne kayar. Ayakta durmak sizler için daha zor hale gelir. Bu dönemdeki şikayetlerin başında bel ağrıları, sırt ağrıları ve ayak şişlikleri gelir. Bebeğinizle birlikte her geçen gün vücudunuzun ağırlaşması belinize ve ayaklarınıza büyük bir baskı yapar.

Shuma hamile terlikleri patentli alçak topuk ,yüksek burun tasarımı ile vücudunuzun ağırlık merkezini dengeler ve vücudunuzda ki baskıyı ortadan kaldırır. İşte size yeni buluşum! (Gerçi bana yeni geliyor da belki sizin zaten haberiniz vardır.)

2 Yorum May 12, 2010

Baharda hamileliğinizin tadını çıkarın…

Kategorisi: Fit hamilelik&loğusalık, Hamile psikolojisi, Hamilelikte beslenme, Kullanışlı bulduklarım

Bahar aylarında daha rahat bir hamilelik için öneriler:

 Güneşli günler, yeşeren ağaçlar ve tekrar uyanan doğa psikolojimizi olumlu etkilerken, fizyolojimizde de çeşitli değişiklikler yapmaktadır. Kış boyunca evlerine kapanan hamileler de baharla birlikte dışarıya çıkma, güneşten yararlanma ve bol yürüyüş yapma şansını yakalıyor.  Sevgili anne adaylarının baharın getirdiği değişimleri tolere edebilmek için beslenme şekillerine ve bol egzersiz yapmaya özen göstermeleri gerekiyor.İşte bahar aylarında hamileliğinizi keyifli ve rahat geçirmenizi sağlayacak birkaç öneri…

 Baharda beslenme:

 Bahar ayları ile birlikte meyve ve sebze çeşitlerinin artması hamile kadınların daha sağlıklı beslenmelerine fırsat sağlıyor. Böylelikle hamilelerin ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri alma şansı yükseliyor.Uzmanlar bebeğin gelişimi için yeterince protein ve kalsiyum alınmasının da çok önemli olduğunu belirtiyor.Örneğin baharın habercisi olan çilek, içeriğindeki bol miktarda C vitamini, kalsiyum, demir ve potasyum nedeni ile hamileler için baharda zengin bir besin kaynağıdır.B vitamini, potasyum ve magnezyum minerali açısından zengin olan erik de hamilelerin rahatlıkla yiyebileceği meyveler sınıfında yer alıyor.Hamile kadınlar baharla birlikte daha fazla enerji tüketecekleri için daha besleyici ve dengeli beslenmeye özen göstermelidir. Kalsiyum açısından zengin olan badem, peynir ve balık, protein açısından zengin tavuk eti, yoğurt, yumurta ve mercimek, demir açısından zengin et, balık, üzüm ve karaciğer tüketmeyi ihmal etmeyin. Hamilelikte hazmı zor, kızartma, aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerden kaçınmak gerekir…

   Giyim tarzı da önemli :

 Havaların ısınmasıyla hamile kadınların kıyafet seçimleri soruna dönüşmektedir.Baharda günlük yaşamın ev dışında geçirilmesi, vücut ağırlığının her geçen gün artması ve vücudun mevsimsel değişime uyma süreci anne adaylarının bahara hazırlanmasını zorunlu kılıyor.Bu nedenle baharda kıyafet seçiminde, kendinizi iyi hissedebileceğiniz ve kolay hareket edebileceğiniz tercihler yapmalısınız. Bu dönemde bol tunikler, tişörtler, pamuklu eşofmanlar, geniş tayt ve şortlar, esnek ve doğal malzemelerde üretilmiş iç çamaşırları ve göğüs altından bollaşan kıyafetler kurtarıcınız olabilir. 

Egzersizin önemi :

 Bahar aylarında hamilelerin yapabileceği sporlardan en uygunu yürüyüştür. Anne adayını fazla yormayan yürüyüş, sorunsuz gebeliklerde sağlık açısından da problem yaratmıyor. Ayrıca yüzme, tıpkı pilates ve yoga gibi hamilelik konusunda bilinçli çalıştırıcılar tarafından, tercihen doktor kontrolünde yapıldığında iskelet ve kas yapısını doğuma ve doğum sonrası değişikliklere hazırlayabilir. Hatta bu sayede pelvis kemik ve kas yapısını doğuma hazırlayarak uygun gebelerde normal doğumu kolaylaştırmak mümkündür. Ayrıca spor esnasında salgılanan endorfinler hamile ve bebeğinin duygu durumu üzerine çok olumlu etkiler yapar.

 Ayakkabınızı doğru seçin:

 Kıyafet gibi günlük yaşamda ayakkabı seçimi de hamileler için önemlidir. Çünkü gebelikte vücudun yük dağılımının bozulması, oluşan ödem ve ayak ağrılarının bu tabloya eklenmesi, ayakkabı seçimini daha önemli kılıyor.Uzmanlar hamilelerde ayakkabının 5 cm’den yüksek ya da sıfır topuk olmasının da sakıncalı olduğunu belirtiyor.Bahar aylarında ayak rahatsızlıklarının asgari olması için ayakkabıların ve terliklerin rahat, geniş ve yumuşak özel tabanlı seçilmesinde fayda var. Keyifli bir gebelik dönemi için hamilelere özel olarak tasarlanmış Shuma hamile terliklerini kullanabilirsiniz.Shuma hamile terlikleri,patentli alçak topukları ,yüksek burun tasarımı ile vücudunuzun ağırlık merkezini dengeler ve vücudunuzda ki baskıyı ortadan kaldırır.

Ödeme karşı öneriler:

 Hamile bir kadının damarlarında dolaşan kan hacmi yaklaşık %50 daha fazladır. Artan kan hacmiyle birlikte damarlarda da bir miktar genişleme olduğundan fazla olan sıvının bir kısmı doku içinde hücrelerin arasında birikir. Bu duruma ödem adı verilir. Şişlik olarak tanımlayabileceğimiz ödem hamile kadınların hemen hemen hepsinde belirli bir dereceye kadar görülür ve yaklaşık %75 kadında şikayet yaratacak boyutta olur. Bahar aylarında hamileler ödeme karşı bol su içmelidirler. Sanılanın aksine şişlik durumunda su içmek şişliği arttırmaz tam tersine azaltır. Önemli olan su içmeyi kısıtlamak değil onu hareket ettirmektir. Bu nedenle günde en az 8-10 bardak su için…Yine ödeme karşı ayaklarınızı havaya kaldırın.Gün içinde fırsat bulduğunuzda ayağınızı bir sandalye ya da benzeri nesnenin üzerine koyarak bir süre havaya kaldırın. Bunu her fırsatta yapmaya çalışın. Otururken bacak bacak üstüne atmayın. Eğer çalışıyorsanız akşamları evde mümkün olduğunca uzun oturun. Ayaklarınızı sarkıtarak oturmayın.

Bahar alerjilerinden korunun :

 Doğanın canlanması ile ot, ağaç ve çiçeklerin açmaya başlamasıyla atmosferdeki polen miktarı da artmaya başlıyor. Özellikle de alerjik bünyeli hamilelerin bünyelerine alerji olduğunu bildikleri ortamlardan ve baharda sık kullanılan kimyasal deodorant ve benzeri ürünlerden uzak durmaya çalışması önemlidir. Hapşırma, burun tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı ve sulanma, öksürük ve baş ağrısı gibi belirtiler veren hamilelerde bu belirtilerin uzun sürmesi durumunda doktora başvurmalarında fayda bulunmaktadır.

Yorum yazın May 12, 2010

Anne olunca anladım

Kategorisi: Anne olarak yaşam, KISSADAN HİSSELER

1-     Kendimi korkusuz hissettiğim birçok şeyden artık korkar oldum. ( Melis’e hamile kaldığımdan beri denizde yalnız yüzemiyorum.)

2-     Bir çocuk sahibi olunca yapacağımı düşündüğüm fedakarlıkların çoğunu artık fedakarlık olarak değil, hayatın bir parçası olarak görmeye başladım.

3-     Sokakta gördüğüm tüm köpekleri içime sokasım gelirken, artık bana sadece “kopek” gibi göründüklerini fark ettim.

4-     Anne olmadan önce Cuma akşamı saat 8’de yatsam dünyam durur gibi hissederim. Artık böyle bir Cuma akşamı aktivitesinin son derece normal olduğunu düşünüyorum.

5-      En sonunda (!) vücuduma gayet saygı duymaya başladım.

6-     Annemi daha farklı bir şekilde anlar ve sever oldum.

7-     Birisini günde 560.875.564.586 defa düşünür oldum.

8-     Her başlayan günün sürprizlerle geldiğini; çocuklarla beraber olunca hiçbirşeyin sürpriz olmaması gerektiğini anladım.

9-     Doğu ve batının neresi olduğunu hiç bilmezken, evimizin salonunun güneşin doğduğu yöne baktığını fark ettim.

10- Bir insana olan sevginin tüm zorluklara rağmen sonsuz ve zamana karşı aşınmaz olabildiğini gördüm.

11-  Hayatta ilk kez 50 kg’nin üstünü görmenin ne kadar çok şeye değdiğini fark ettim.

12- Bir kadının göğüslerinin ne kadar işlevsel olduğunu anlayıp erotik dergilerde çıplak göğüslere bakmanın ne kadar acıklı ve komik olduğunu fark ettim.

13- Sokakta hiç tahmin etmeyeceğin insanlardan ne yardımlar gelebileceğini ve asıl destek beklediklerinin nasıl köstek olabileceğini gördüm.

14- 10 dakikayı aşan banyo deneyiminin ne kadar lüks olduğunu anladım.

15- Anne olmadan önce bir çocuğun ağlama sesine ne kadar sinir oluyorduysam, anne olduktan sonra o kadar üzülmeye başladım.

16- Diş deyip geçmemek gerektiğini, çıkarken herbiri için uyanık kalan gecelerden anladım.

17- Kaka yapmanın ve gaz çıkarmanın ne kadar alkışlanası şeyler olduğunu gördüm.

(Çekinmeden ek yapınız:)

1 Yorum May 7, 2010

Sonraki yazılar Önceki yazılar


Kategoriler

Etiketler

aile anne sütü anti-aging antioksidan diyet Doğuma hazırlık doğum sonrası depresyonu doğum öncesi eğitim egzersiz egzseriz Emzirme endişe fitflop hamilelik lekesi kafein kahve kısırlık melazma mide yanması mineral normal doğum omega 3 pilates power plate reebok easytone sezeryan tarif tracking varis vitamin wii-fit yedirme problemi yoga yürüyüş çay çikolata
Dugun Dogum Foto Playtime

Bakmaya Değer

Diğer anneler ne der?

En son yorumlar

Arşiv

Haberler