Çocuklu haftasonları

Seniz, 07/12/2011 6:05 pm

Çocuklarla haftasonlarında eve tıkılıp kalmamak lazım. “Havalar kötü” diye bahaneler yaratıp tüm haftasonunu kasvetli bir ruh haliyle evin dört duvarı arasında geçirmek yerine, internette çocuklarla yapacağınız aktiviteleri araştırın derim. 

 Ben dün akşam dersimi araştırdım. Meğer yapacak ne kadar çok aktivite varmış! Melis ile haftasonları sıkıntıdan ne yapacağımı bilemezken, şimdi seçenekler havuzunda ne yapacağımı bilemiyorum. Neler mi? Örnek olarak 17 Aralık 2011 tarihini alalım. Buyrun size İstanbul’da 4 yaşına girmiş bir çocuğu götürebileceğiniz aktiviteler: (Pek tabii ki bu aktivitelerin olduğu mekanlarda farklı yaş gruplarına dair aktiviteler de bulunuyor!)

City’s Nişantaşı-17 Aralık 2011, Ctesi

11:00 → Noel baba ile yeni yıla hoş geldiniz!

12:00 → Kahkaha aynaları

13:00 → Kinder Musik at “play to learn”

İyi Cüceler Kitabevi-17 Aralık 2011, Ctesi

11:30-13:30 → “Kim korkar Kırmızlı Başlıklı Kızdan?” kitabı okunacak ve sonra da masalın kıyafetleri giyinip canlandırma yapılacak

İstanbul Modern -17 Aralık 2011, Ctesi

10:30 ve 14:00 → Çilek & Çırakları Mutfakta: Çocuklar anne ve babaları için yeni yıl çikolataları yapacaklar.

Akbank Sanat-17 Aralık 2011, Ctesi

11:30 Oyuncak Heykel Atölyesi

Yapı Kredi Kültür Merkezi-17 Aralık 2011, Ctesi

11:00 → Ayıcık & Farecik’in Maceraları: Kitap okuma

Mucitler Atölyesi-17 Aralık 2011, Ctesi

10:00-10:50 → Deney Atölyesi

11:00-11:50 → Matematik & Zeka Oyunları

Great aupair.com

Yorumlar
Seniz, 01/12/2011 5:20 pm

Yakında yavrulamak üzere olan bir iş arkadaşımın kocasının azmi ile bulduğu bir bakıcı sitesinden bahsetmek istiyorum: greataupair.com

Global dünyamıza yaraşır bir şekilde her türlü milletten bulabileceğiniz bu bakıcı portalına sizin de üye olup bakmanızı tavsiye ederim. Kendinizi atının yanında poz veren Ukraynalı hatunlardan tutun, göz süzen Japonlara kadar öyle ilginç bir portföyün içinde bulacaksınız ki sormayın!

Kızıma Rottenmeier cinsi bir Alman mürebbiye bulabilir miyim diye eğlence olarak girdiğim greataupair.com’da aramamı Türkiye’de yaşayan veya yaşamak isteyenler diye yaptım. Aman Tanrım bir de ne göreyim! Ben diyim 3000, siz diyin 3500 kızımız potansiyel bakıcım durumunda! İşte bazılarının tanıtım için yazdıkları özetlerden seçmeler:

—Flora diyor ki “Kolay ve sorumluluk sahibi biriyim. Bu arada kötü bir insan değilim!” 

 İyi tabii, çocuğuma baktıracağım insanın kötü bir insan olmadığını deşifre edebilmiş olması çok artık puan. Cem Yılmaz’ı anmadan edemiyorum, kimbilir bunun üzerine neler derdi!

—Tunuslu kızımız İman “Neyle ilgilenmemi istiyorsanız, onunla ve daha FAZLASIYLA  ilgileneceğimden emin olabilirsiniz” derken insanın aklında servislerin çocuk bakımını aşabileceği hakkında şüpheler yaratıyor.

—Filipinli Lucy ise 46 yaşında olduğunu bildirirken “ama daha genç ve sağlıklı göründüğünü” ekleyince zihnimde genç ve diri vücutlu Feriştah belirdi ansızın!

Tam daha iyisi olabilir mi derken, bir de baktım Tunuslu kızımız İman beni favorileri arasına eklemiş bile!

Bu siteden bize hiç yar olur mu bilmem ama bir bakın isterseniz…

Fitanne Banu Anneye kilo verdiriyor!

Seniz, 24/11/2011 2:03 pm

Alternatif Anne’de yeni yazı dizisine başladık! Yazı editörümüz Banu Conker kendini bana teslim edip diyete girdi. Diyetisyen olmadığım için sbu işi bilenlerin yazdığı kitaplardan harmanladığım bilgilerle kendisine yardımcı olacağım elimden geldiğince…

Banu’ya ilk başta Dukan Diyeti gibi bol proteinli bir rejime başlatabilmek istedim. Ancak bunun için öncelikle kolestrol seviyesini ölçtürmesini istedim. İyi ki istemişim! Maximumdan 1 seviye düşük olan kolestrolü bir de baktım ki Dukan Diyetine uzak kalmamızı işaret ediyor.Tülay Şahin’in Kral, Prens, Fakir kitabından aldığım diyetle başlayıp Taş Devri Diyeti ışığında Banu’ya göre bir diyet ve egzersiz programı hazırlamaya çalıştım.

 Şu anda diyetin 2. haftasındayız. 1. haftanın sonunda 1,5 kilo veren Banu’yu günügününe kendisinin yazdığı raporlar ışında takip ediyor, düşüncelerimi belirtiyorum.

İşte yazı dizimizi göreceğiniz link:

http://www.alternatifanne.com/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=823&Itemid=75

Yaban gülleri

Seniz, 19/11/2011 6:49 pm

Bazıları diyor ki yabancı bakıcıların hayatı çok zor, birçok kadın onları köle gibi kullanıyor. Bazıları yabancı bakıcıların ihanetleri ile iglili akla sığmayan hikayeler anlatıyor. Ben artık ne düşüneceğimi bilemez oldum. Köle gibi çalıştıklarına karşıyım. Niyesine gelince…

Yabancı bakıcılara köle diyenler köle hiç görmemişler mi? Köle gibi çalışanlar 2 gün önce çalışmaya başladıkları evden Cumartesi öğlen ayağı yanmış gibi kaçıp Pazar akşamüstüne kadar izne çıkabiliyorlar mı? Köle gibi çalışanlar işe girmek için görüşmeye gittiklerinde “Ben bu işte sadece 1 sene çalışabilirim. Ev parası biriktirmeme 5,000TL kaldı” diyebilirler mi?

Bu kadınlara köle sisteminde çalışıyor diyenler benim çalıştığım kurumsal hayatı hiç görmemişler herhalde! Çalışmaya başladığının ilk haftası izin almak şöyle dursun, işe ilk çalışmaya başlayanlar 1 sene boyunca izin alamıyorlar. Kurumsal hayatın köleleri her sabah ne giyeceklerini düşünedursunlar, evde çalışan yabancı kadınlar isterlerse akşam yattıkları eşofmanı hiç değiştirmeden tüm günlerini geçirebiliyor. Kurumsal hayatın köleleri, evlerine döndüklerinde çocuklarıyla beraber ikinci mesaiye başlayadursunlar, evde çalışan ve bence evin gizli hanımefendileri olan yabancı bakıcılar her akşam odalarında TV karşısında dizileri günügününe takip ederler.

Onlar benim güzel, sıcak evimin keyfini sürerlerken, ben trafikle boğuşuyor, iş kıyafetlerime binlerce lira veriyor, onların alışveriş taleplerini harfiyen yerine getirebilmek için Real’den Migros’a koşturup duruyorum. Ben kazandığımın paranın yarısını bile bankaya koyamazken, onlar maaşlarına dokunmuyorlar bile, %100 biriktiriyorlar.

Ben köleyim, bunu kabul ediyorum. Ama evimde çalıştırdığım kadınların köle gibi çalıştıklarına KESİNLİKLE katılmıyorum! Canım şimdi bir apple martini çekti ki sormayın! Ne alaka demeyin, nereden bulursun hiç demeyin!

Spontane annelik

Yorumlar
Seniz, 13/11/2011 9:34 pm

Spotane olmak yaratıcılığı arttırıyormuş! Johns Hopkins hastanesinin araştırmacılarının jazz sanatçılarının MRI sonuçları üzerinden  yaptıkları çalışmaya göre emprovize müzik çalmanın, yani spontane olmanın, beynin yaratıcı halini tetiklediği sonucuna varılmış.

 Düşünüyorum. Spontane ben ve Melis’i gözlerim kapalı hayal ediyorum beş dakikalığına. İçimden sokağa fırlama güdüsü gelmiş ve spontane bir şekilde Melis ile sokağa çıkmışısız. Spontane olmak demek hazırlıksız yakalanma riskinin yüksek olması demek. Mesela, sokakta dolaşırken, Melis’in elindeki dondurma löp diye kucağına düşmüş. Benim çantamda ıslak mendili geçtim, bir kağıt mendil dahi yokmuş. Spontane demek o anda payına düşeni kabul etmek demek. Beyaz kotunda vişne lekesi ile dolaşan kızımın elinden tutup gezmeye devam etmişim. Sonra sokakta karşılaştığımız ailenin en dedikoducu ferdi gözlerini al al duran vişne lekesinden ayıramamış. Aman ne çıkar… Önemli olan sonuç! Yaratıcılığmı kamçılayacağım ya!

 Spontane olmak demek hedefi önceden planlamadığından, IBB’yi kontrol edememek demek. Mesela, Melis ile spontane bir şekilde Bağdat Caddesine çıkıp, trafiğin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlama provası için kesilmiş olduğunu bilmeden trafiğin göbeğine düşmüşüz. Ne güzel şey çocukla spontane gezmek!

 Bir haftasonu ver elini Abant demişim. Hiç plansız… Aniden… Spontane seyahat demek eline ne geçerse bavula tıkıp yola çıkmak demek. Akşama doğru cep telefonumun pili biterken fark etmişim ki şarj aletini evde bırakmışım. Spontaneyim ya, varsın bir haftasonu telefonsuz geçsin. Rastlantıya bakın ki aynı gece kızımın ateşi çıkmış. Ama feci spontane olduğumdan, ilaç torbası almayı bile unutmuşum! Doktorumuzu arasam diyorum ama çalışan bir telefonum bile yok! Bayılıyorum bizim gibi spontane gezinen mikroplara!

Bunları hayal ederken, hayatımın hangi anında spontane oldum ki anneyken spontane olacağım diye kendimi telkin etmek daha cazip geliyor. Yaratıcılığa gelince…. Spontane olsak da olmasak da yaratıcılığımızı geliştiren o kadar çok an yaşıyoruz çocukları büyütürken! Say say, bitmez. “Bin dereden su getirerek çocuğunu birşeye ikna etme sanatı” adı altında bir sergi açsak, Avrupa’daki en büyük müzeler dar gelir. Benden söylemesi…:)

İmdat, bulaşık makinemi mantar bastı!

Seniz, 11/11/2011 10:56 am

Gün geçmiyor ki insanın gözüne sağlıklı yaşamla ilgili birşey takılmasın! Biraz da blogum hayrına araştırmacı gözlerle baktığımda, gerçekten çok faydalı püf noktalarına rastlıyorum. “Prevention” dergisinin Ekim 2011 sayısında okumuş olduğum ve bulaşık makinelerinin detoksuna dair yazıyı paylaşmak istiyorum.

Bulaşık makinelerinin kapağını çevreleyen plastiğin tam olarak kurumadığında mantarların üremesi için mükemmel bir alan olduğunu biliyor muydunuz? Ya bu mantarların özellikle çocukların ve yaşlı insanların akciğerlere saldıran zararlı mantarlar olabileceğini? “Fungal Biology” adlı tıp dergisinin 101 şehirde yaptığı araştırmaya göre bulşaık makinelerinin %35’inde Exophiala denen bu mantara rastlanmış!

Miniciklerin yediği içtiği steril olsun diye attığımız bulaşık makinesinin bu mantarlara sebebiyet vermemesi için alacağımız aksiyon ise son derece basit! Arada bir, mesela haftada bir, deterjan gözüne birkaç damla çamaşır suyu damlatıp yıkamayı bu şekilde yapın. Bir de her yıkamadan sonra bulaşık makinenizin kapağını iyice açık tutup kuruyana kadar havalandırın!

Atlantis Sirki

Seniz, 09/11/2011 11:33 am

Bugün yaratıcı yönümü kullanmadan sadece “uyarı” tadında kısa bir not yazmam gerekiyor. Dün Carrefour Ümraniye’de gösterimde olan “Atlantis Sirki”ne gittik. Orada geçirmek zorunda olduğum iki saatime mi yanayım, verdiğim paraya mı bilemiyorum. Şöyle özetleyebilirim:

Afişinde köpekbalıklarının, penguenlerin, fokların olduğu belirtilen sirkin hayvanlara ayrılan kısmı ancak %20’si olacak kadar azdı. Penguen gösterisi 5 dakika sürdü ve ben neden ibaret olduğunu anlayamadan bitti. Köpekbalıkları gösterisinde ise birisi köpekbalıklarıyla dalmaya kalktı; bir sağa gitti bir sola gitti; sonra bize el salladı ve çıktı. Ben bile Malezya’da yaptığım dalışta köpekbalıklarıya daha uzun süre yüzmek zorunda kalmıştım. Üstelik gösteriden köpekbalıklarıyla yüzmeyi mi anlıyorsunuz siz?

Onu geçtim, sirk tasarruf gitme politikası ile benim sayabildiğim kadarıyla 7 kişi ile tüm sirk gösterisini planlamışlar. Fok eğiticisi başka bir gösteride karşımıza palyaço olarak çıkarken; denge gösterisinde merdivenlerin üzerine çıkan George, sonradan bir baktık ki köpekbalıklarıyla havuza dalmış! Palyaçoyu ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Soğuk esprileriyle, sevimsiz tipiyle kızım Melis’İn fazlasıyla canını sıktı.

Lafın kısası: Ben ettim, siz etmeyin; vaktinizi ve paranızı boşuna harcamayın!

Mecit Efendi selülite karşı nasıl savaşır?

Seniz, 24/10/2011 8:22 pm

Çözümleri benim gibi bitki özlerinde arayanlar Mecit Efendi’yi duymuş hatta kullanmış bile olabilirler. Bu sene Haziran ayında Yalıkavak’ta açılmış olan bir aktarda tanıştım Mecit Efendi markasının ürünleriyle. Minicik gaz bombası yeğenime acı elma yağı ararken bir de baktım ki Mecit Efendi her türlü derde derman olmak için bitkilerin özlerinden yağlar çıkarmış, sabunlar üretmiş!

 O dönemlerde bildiğiniz gibi “selülite karşı savaş” dosyamı açmıştım. Hemen Mecit Efendi’nin selülit kremini soruşturdum ve tabii ki geniş ürün yelpazesinde hem selülit kremi hem selülit yağı hem de yosunlu selülit sabunu olduğunu öğrendim. Bu arada, selülit kreminin fiyatı selülit yağının fiyatının iki katı daha pahalı. Ben denemek olsun diye ikisinden de birer şişe aldım. Bir kere mis gibi kokuyorlar! Melis selülit yağı ile bacaklarıma masaj yapmamdan sonra derhal yanıma gelip “Annecim, sen mis gibi kokuyorsun!” diye bana sarılıyor. Nefis!

 Diyelim ki bir şişe selülit yağı aldınız. Bunun faydasını görebilmek için arada sırada, aklınıza geldiğinde yapmanız hiçbir faydası olmadığını üzülerek belirtiyorum. Hergün bu yağı bir masaj aleti ile bacaklarınıza yedirmeniz gerekiyor. Derseniz selülit kremi, yağı sana kalsın; Mecit Efendi’de bana göre başka ne var, cilt bakımından, saç bakımına; cilt bakımından güneş ürünlerine kadar birçok ,htiyacınıza karşılık bitkilsel ürünleri MEcit Efendi’nin on-line alışverişin başladığı websitesinde bulabilirsiniz.  Buyrun size web sitesi:

 http://www.mecitefendi.com.tr/

ALEV’de seminer

Seniz, 20/10/2011 7:53 pm

Geçen Pazar Melis’in yuvasında gittiğim “Çocuğun Duygusal Gelişim Evreleri” adlı seminer içimi kararttı. Tüm hafta, semineri veren pedagog/psikolog Selda hanımın içime fenalık getiren sözleri ve yorumlarıyla rüyamda bile savaşır buldum kendimi.

 Seminerin bir yerinde, çocukların yanında haberleri izlemememiz konusunda uyarıldık. İçimde kanayan bir yara yani! Hemen söz istedim. Kızımın yaşı kadar haberlerden uzak durduğumu ve bunun ne zaman sona ereceğini öğrenmek istediğimi sordum. 9-10 yaşında çocukların haberleri artık idrak edebileceğini söyledi. Benim haberleri hiç izleyememe konusuna ise güldü. Ne acı ki ben gülümseyemiyorum bile!

 Bilen bilir, ben kızımın yanında yatmadan onu uyutamıyorum. Bir çocuğunun önüne yemek koyup yedirmeyle uğraşmayan, bir de yatakta üstünü örtüp öptükten sonra ışığı kapatarak odadan çıkan annelere hayranım! Bense akşam 7-8 arasında yemek savaşlarında bozguna uğradıktan sonra, çok geçmeden Melis’in yatak odasında üzerime çöken yorgunluktan da yenik çıkıyorum. Fırsat bu fırsattır diye, bu konuya dair çözüm yollarını sordum. Ama Selda Hanım’ın kızımın 3,5 yaşında tam da o sesten bu sesten korkma yaşı olduğunu, benimle yatmasının normal olduğunu söylemesi üzerine omuzlarım düştü. Çocukların annelerinin yanında uyumasına da karşı değilmiş üstelik. AMA ben karşıyım! Elimde beni ve Melis’i geceleri ayıracak materyallerim var mı diye sordum, var olduğu cevabını aldım. İşte hepsi bu! Bunların ne olduğunu bilmiyorum. Söylemedi. Biraz fare kirpiği, biraz yarasa nefesi ve biraz da solucan ciğeri karışıtrmayı düşünüyorum!

Çocuklarımızı ne zaman evde yanlız bırakabileceğimiz konusuna ise hiç gelmeyelim! 14! Nasıl yani? Ben 10 sene daha 24 saat bakıcı ile yaşamaya mecbur muyum? Ben daha 10 sene evimde başka bir nefes ile soluk almak zorunda mıyım?

 Peki,bu annelik hikayesi ne zaman denge denen kavramla karşılaşacak? Biri kapıdan girdi mi öbürünün bacadan kaçması şart mı? Aslında annelik ve dengenin yolu bir kesişse öyle derin bir ilişki ortaya çıkacak ki… Yazık ki bir türlü tanışamıyorlar. Annelik misafirliğe gelince, denge evin arka kapısından çıkıveriyor ve zamanlarının bir türlü kesişememesi bu şekilde devam edip duruyor.

 Bayanın nefis bir lafı oldu: “Fedakarlık yapmayacaksak, biz bu çocukları niye doğurduk?” İyi de benim tercihim Melis’i büyütürken yaptıklarımı “fedakarlık” olarak hissetmeden yapabilmek. Bunun içinse tek ihtiyacım olan bazen kendimi de mutlu edecek bir hayatı sürdürebilmem.

 İşte bu haftaki sıkıntılarımın sonunda ulaştığım kaçışım ve geçici çözümüm:

 1-Melis’in uyumasını yanında yatmadan, odasında yerde oturarak bekliyorum.

2- Yerde elimdeki i-pad’den geçirdiğim günün haberlerine yetişiyorum.

 SONUÇ: Artık Melis’in ne kadar sürede uyuduğu umurumda değil. Ona kızmıyorum. Sonunda Melis uyuyor, bense kendimi köşe yazılarına öyle bir kaptırıyorum ki odasında uyuduktan sonra bile oturmaya devam ediyorum. Tüm haberleri bitirip, 3.5 senelik boşluğu tatmin edene kadar…

Çoktan seçmeli test

Seniz, 14/10/2011 7:34 am

Annem karar verdi. Bundan sonra Melis’e bakıcı ararken, gelen adaylara çoktan seçmeli test vereceğiz. Ajanslar zamandan tasarruf etmek amacıyla üçer beşer kadını yanyana koyu bize getirdiği zaman ortamı daha da şenlendirmek için ellerine test kağıdı ve kalem vereceğiz. Çok mantıklı. İnanın komedi olsun diye yazmıyorum. Belki sizin de aklınıza yatar da benim geçen haftaki halime düşüp yanyana sıralı kadınların karşısında “hadi bakalım sağdan sola sırayla soruma cevap verin” gibi saçma bir durumda kalmazsınız!

Annemle benim aklımıza ilk gelen çoktan seçmeli sorular şöyle:

1-Mercimek köftesinin içine sarımsak mı konur soğan mı? Yoksa ikisi birden mi?

2- Ya kimyonlu köfteye?

3- Pilav pişirirken kapağı açık mı yoksa kapalı mı pişirilir?

4- Bir leğen suya ne kadar çamaşır suyu koymak caizdir: Çamaşır suyunun kapağı kadar? Bir çay bardağı kadar? Bir su bardağı kadar?

5- 3 kişilik pişiridğin çorba ve pilava ne kadar et suyu konur: 1 kahve fincanı? 1 su bardağı?

6- Kız çocuklarının altı temizlenirken arkadan öne mi yoka önden arkaya mı temizlik yapılır?

7- Öksüren çocuğa hangi bitki çayı yapılır: Rezene? Ihlamur? Kuşburnu? Bildiğin siyah çay?

8-Peki midesi rahatsız olan çocuğa?

9- Çocuğa süt içirmenin hemen ardından hangi şurubu veremezsin: Kalsiyum? Demir? B-vitamini?

Sonra da essay sorusu: Bize en güzel yaptığın Türk yemeğinin tarifini ver!

Switch to our mobile site