Yeni bakıcı arıyoruz
Yeni bakıcı arıyoruz. Küçük sincaba 5. aydan beri bakan Ayşe, sağlık sorunları sebebiyle ülkesine döndü. Melis şu anda 3 yıl 9 aylık = 45 aylık. Demek ki 40 aydır onu büyüten bakıcısı gitti. Kızım için üzgünüm, kendim içinse umutluyum. Umutlarımı gerçekleştirmek amacıyla günde ortalama 3 adayla görüşüyorum. Görüşmeleri annemle beraber yaptığımızdan dolayı, kadınlar kapıdan çıktıkları anda koyu bir muhabbete başlıyoruz. Bazen kaşlarımız çatılıyor, bazen elimizi yüzümüze kapatıp kahkahalar atıyoruz.
Dün Melis Hanım’ın bakıcılığı pozisyonu için tam 6 tane kadınla görüştük. Bunlardan en kayda değerleri “18’lik” ve “Drış” oldu. Önce “18’lik” ile görüştüm. Gerçek adı Aysun. Bulgar göçmeni. Çok şeker bir kız. Annemle tek taktığımız konu kızın yaşının 18 olması. Korkum o ki 18’lik ile çalışmaya başlarsam, hem 4 yaş krizi hem de ergenlik krizinde olan iki kızım olacak!
Akşamüstü görüştüğümüz Drış’ın ise gerçek adı Marina. Annem “Şu yatların yanaştığı yer yani?” diyerek isme daha farklı yanaşsa da kendisi Moldovyalı olduğundan ve Rus şiveşi ile konuşmasından dolayı kızın ismi aramızda “Drış” kaldı!
Drış, bayağı erkek-Fatma, aynı zamanda da pratik birine benziyor. Bakırköy’den atlayıp Çekmeköy’e gelmesi, hatta beni hiç aramadan siteyi bulmasına nasıl şaşırdım anlatamam. Çalışacak işi olmadığında akrabalarına yük olmamak için bir ev kiralamış. ( Bu arada yabancı bakıcıların yeni düzeninde artık kadınlar birleşip ev kiralıyorlar, duyurulur! ) Ama elektrik tasarrufu yapmak için gidip yine akrabalarında kaldığını söylemesi annemle bana eğlence çıkardı. Kendisinden kimlik isteyen güvenlik görevlimize işe girerse, pasaportunu bana vereceğini, başka birine kimliğini hayatta vermeyeceğini söylemesi ise bana asi küçüklüğümü hatırlattı.
Aslında Marina bana uyardı ama mülakat (!) sırasında Türkçesini gerçekten zor anlayabildim. Melis delirebilir böyle biriyle diye düşünüp cayıyorum kendisinden…
Derken dün akşam bir headhunter’ın (!) getirdiği 3 eleman ile hayatımız daha da bir renklendi. Aşağıya indiğimde annemin kadınları bardak gibi yan yana sıraladığını görünce, stresli ağzım birden kulaklarıma kadar yayıldı. Gülmemek için kendimi zor tutarken bir baktım ki annem yanımıza bile gelmemiş, arkada yemek masasının arkasında Kemal Sunal filmi izler bir edayla oturuyor! Elinde bir çekirdeği eksikti, o kadar!
Bu işler zor. Anne olmak zor. Çalışan anne olmak çok zor. Hele hele, bütçeleme döneminin SPK raporu ile çakıştığı ayda bakıcısı olmayıp yenisini arayan bir çalışan anne daha da zor…. Herkese kolay gelsin!







