Posts tagged: aile

Kızkardeşimin hikayesi

By Seniz, 09/10/2010 11:36 am

(Alternatif anne’de yazdığım yazı: http://www.alternatifanne.com/?p=1136 )

Diyelim ki bir kızınız var. Henüz 3 yaşında. Bir gün öğreniyorsunuz ki o küçücük vücut kanser hastalığının pençesinde! Neler yaparsınız kızınızı kurtarabilmek için? Ya da neler yapmazsınız?

Kızkardeşimin hikayesi filminde, anne (Cameron Diaz) kanser kızına donör bulamadığı için suni döllenme ile onun derdine deva olabilecek şekilde genetik özelliklere sahip bir bebek yapmaya kadar gidiyor. İkinci kızı, ilk kızını iyileştirmek için küçücük yaştan itibaren testlere tabi oluyor, canını acıtıyorlar, bazen günlerce yataktan kalkamayacak kadar ciddi operasyonlar geçiriyor. Bu filmi seyrederken anne olarak insan kendini çok sorguluyor. Anne olmak, çocuğunun hayatını canın pahasına korumaktan geçiyor olmasına geçiyor da diğer çocuğunun sağlığı pahasına korumaktan da geçiyor mu? Başınıza böyle bir felaket gelse siz ne yapardınız? Prensesinizin hayatını kurtarabilmek için küçük kızınızın zarar görmesini kabul eder miydiniz?

Ya küçük kardeş olsaydınız ne yapardınız? Ablanızı sevmeye devam eder miydiniz? Birgün böbreğinizin verileceğini ve sizin eksik bir bedenle yaşamanıza sebep olacağını bildiğiniz hastalığından dolayı onu suçlar mıydınız? Kardeşiniz için kendinizi ne kadar feda edebilirdiniz?

Filmlerde ağlayabilme meziyetine sahip olmadığım halde, bu filmi izlerken gözlerim sürekli yaşlar içerisindeydi. O kadar sıcak ve sevgi dolu bir aile filmi ki kalbim kaldırmaz deyip de “kızkardeşimin hikayesi”ni seyretmemezlik etmeyin! Kardeşlik bu filmle daha önce aklıma gelmeyecek bir anlam buluyor. Yalnız annelerin filmin karşısına bir paket mendille oturmalarını tavsiye ederim…

Düşe kalka büyümek

By Seniz, 19/09/2010 4:24 pm

Hastalıkta, sağlıkta; iyi günde, kötü günde. Bunlar ilk duyuşta Amerikalıların evlilik yeminini anımsatıyor olsa da benim annelik-babalık için söyleyip durduğum bir tekerleme! Evliliklerin modern şehir hayatında eski gücünü kaybetmeye başladığı ve sanırım daha da kaybedeceği bu yüzılda, annelik-babalık kavramları ise son hız önem kazanıyor. Toplumun kooperatif olarak büyüttüğü çocuklar gittikçe bireyselleşen anne ve babaların bakımıyla büyüyorlar.

Yeni anne-baba olanlara ahkam kesme niyetinde değilim. Ama o tozpembe hayaller yolun bir yerinde mecburen kesintiye uğruyor. Çünkü ebeveynlik öyle sadece emzirme dönemi, emekleme dönemi, 2 yaş krizi, okul dönemi veya ergenlik dönemi diye kategorize edilemeyecek kadar ağır bir sıfat. Ne kadar hazır olursan ol, ne kadar çalışırsan çalış, illaki bilmediğin bölümlerden soru çıkıyor. Elimizde değil, önce kopya mı çeksem diye sağa-sola yanaşıyoruz. Sonra çoğu kez kendi çözümümüzü üretmek zorunda kalıyoruz. Çocuklarımız bize kendi kitaplarını yazdırıyorlar.

Yankı Yazgan’ın “Düşe kalka büyümek” adl kitabını hem anne hem de babalara tavsiye ederim. Kitapta annelere baba gözüyle, babalara da anne gözüyle görebilme imkanı tanıyan bölümler mevcut. Yazarın kendi hayatından da yola çıkarak çocukla yaşama pratik çözümler getirmeye çalıştığı kitapta en çok iki çocukla nasıl başa çıkılabileceği tavsiyesi aklımda kaldı. Bebeğin anneye büyük çocuktan daha çok ihtiyacı oldundan, babanın bebeğin çocukluğa geçiş döneminde, ilk çocuğun sorumluluğunu daha çok üstlenmesi, böylece anneye bebeğiyle ilgilenecek zaman kalması çözümü bence tüm babalara önerilmeli. Tabii ilk şart, anne ile babanın ilişkisin belli dengelere oturmuş ve evlilikte eşler arasındaki güvenin oluşmuş olması. Gerçi sorarım size, bu gerçekleşmemiş ise ailenin hangi fonksiyonu işler ki?

Çıplak Maymun (Naked Ape)

By Seniz, 11/08/2010 3:22 pm

Kitabın adı “Çıplak Maymun”. Çıplak Maymun denen ise insanoğlu. Kitabı okurken, evrimleşme sürecinin ne kadar yavaş gelişmekte olduğunu, mağara devrindeki günlerimizden sonra görüntüde modernleşen insanın içinde yaşattığı ama sebebini bilmediği dürtülerinin aslında evrimleşmenin ne kadar geç intikal ettiğine işaret olduğunu anlıyorsunuz.

 Kitabın İngilizcesini daha çok tavsiye ederim, sanki kelimeler daha iyi oturuyor yerli yerine. İsmi “Naked Ape”.

 Besleyici değeri olmadığı halde maymunca zaafımız yüzünden, tatlıcı dükkanlarından aldığımız super tatlı yiyeceklerle karnımızı tıka basa doldurma isteğimizden tutun, et yeme isteğinin öyle kolaylıkla sökülüp atılamayacak kadar içimize işlemiş olduğuna da değinilen “Beslenme” bölümü okuması zevkli.

 Ama asıl zevkli olan insanoğlunu diğer hayvanlardan ayıran üreme işlevini üremeden farklı sebeplerle kullanmasını anlatan “Cinsellik” bölümü. Bu bölümde insanın aileyi ve daha da önemlisi ana-babanın ilişkisini koruyabilmek için cinselliğe verdiği önem; dolayısıyla cinselliği nasıl yaşadığının diğer hayvanlardan tamamen ayrılması anlatılıyor. Mutlu bir beraberliğin yolunun mutlu bir cinsellikten geçtiği bilgisinin içgüdüsel olarak hayatımızda önemli bir rol oynuyor olması beni bir taraftan şaşırttı bir taraftan da gülümsetti. Demek ki mağara döneminden beri süregelen çok eşli-tek eşli ikilemleri lüzumsuz. İnsanoğlu doğası ne olursa olsun, tek eşli bir hayatı sürdürmek istiyor ve birden fazla eşle yaşamak zorunda kalmamak için (çünkü bunun birden çok dezavantajı var) önlemlerini alıyor. Aileyi en iyi şekilde muhafaza etmenin yolunun bu olduğunu yüzyıllar önce fark etmiş. Ama bununla yetinmiyor. Çocuklar evi terk ettikten sonra da yalnız kalmamak için bir çift olabilmenin temel olduğunu anlayıp bunu kaybetmemek adına uzun vadeli yatırım yapıyor.

 Şimdi sorarım size bebeği niye çoğunlukla sol tarafımızda taşırız diye? Ben skolyoz (tıbben ne demek olduğu umrumda değil, vücudum yamuk diye teşhis ediyorum) kurbanı olduğum için Melis’i sol tarafımda taşıyorum sanmıştım. Meğerse annenin rahminde kalp atışlarını duymaya alışık bebeğini içgüdüsel olarak veya deneme-yanılma yöntemiyle yine o sese yakın tutmaya çalışmasıymış buna sebep! Aslında ne kadar mantıklı ama okuduğum için artık beynime kazındı, bunu zor unuturum. Bu kitabı okurken ben çok eğlendim ve çok keyif aldım. Tavsiye ederim.

Annelik Efsanesi

By Seniz, 27/05/2010 7:48 am

(Temmuz ayında www.alternatifanne.com’da yayınlanmıştır.)

Okuduğum yeni bir kitap: “The Mommy Myth”, yani “Annelik Efsanesi.”

Bu kitapta önüme sıkça gelen terimler feminism, postfeminizm, yeni annelik (new momism). Feminizmi biliyorum da postfeminizm dönemine pek hakim olmadığımı fark ettim. Anladığım kadarıyla feminizmin alıp yürüdüğü zamanlarda kadınlar, erkeklerle eşit olabilmek için çok savaşıp ganimetleri topladıklarına inanıyorlar. Sanırsınız iki cinsiyet arasındaki haklar ve yaşam kalitesi eşitlenmiş, yola çıkıldığındaki tüm hedefler başarıyla yakalanmış. Feminizm bir anda “out” oluyor. Naçizane düşünceme göre; feminizmin kadını mutsuz, çocuksuz, eşsiz bırakıp üstüne üstlük sarkastik, bol tüylü ve son derece anti-dişi bir kadın yaptığına inanmaya başladığımız döneme postfeminizm deniyor.

Postfeminizm döneminin varsayımları şöyle devam ediyor: Annelerin babalara göre çocuk yetiştirmekte daha iyi oldukları kesin. Ve tabii ki bu çok özel bir görev. Annelerin işini ve hayallerini bu uğurda terk etmeleri de dolayısıyla babaların işlerinden ayrılmasına göre daha normal ve alışılagelmiş. Annelikte kimse başarısız olmayı kadınlığına yakıştıramaz. İyi bir çalışan, iyi bir evlat, iyi bir eş olamayabilirsin ama iyi anne olmak zorundasın.

Aslında hepimizin kendine özgü bir annelik anlayışı var. Hepimizin annelik deneyimine dair geçmişi farklı. Hepimizin bir anda tepesine üşüşen cinleri, hepimizin çocuklar uğruna yaptığımız fedakarlıklar farklı olduğu gibi hatalarımız ve hedeflerimiz de kendimize has. Dolayısıyla, anneliğin kollektif bir deneyim olduğunu unutmamız çok kolay oluyor. Sonuç ise toplumun anneliği kişiselleştirmesi ve şahsi bir başarı veya başarısızlık haline dönüştürmesi.

Kitap tüm bunları detaylı olarak tenkit ediyor. Yaptığı çok vurucu araştırmalar ve beraberinde de yorumlar var. Bazı yerler benim için çok feminizim çünkü ne yalan söyleyebilirim, ben bu işin doğrusunu yanlışını henüz bulamadım. Part-time iş şansının çok az olduğu bir ülkede yaşıyorum. Türk anneleri için tercihin ya hep ya hiç olduğunu görüyorum. O zaman işler daha da zorlaşıyor.

Kitaptan bir alıntı:

Your children are your challenge,
In them your dreams are sown.
You’ve given up your life
And live for them alone

Now look upon your daughter
Will she too be enslaved
To a man, a home, a family
Or can she still be saved?

This is your real challenge
Renounce your martyrdom!
Become a liberated mother
A woman, not a “mom”

Esaret altında…

By Seniz, 14/05/2010 4:34 pm

Geçen Cumartesi bir arkadaşımın okumam için verdiği bir kitap bu hafta beni bayağı meşgul etti. Yemek yerken bile okumaya devam ettim. Kitabın orjinal adı: “Mating in Captivity”. Benim tarafımdan tercümesi: “Esaret altında erotizm!”

 Esaret dediğim malumunuz evlilik denen müessese. Erotizm denen ise maalsef bu müesseseye girmemizle, bizi yavaş yavaş terk eden durum. İkisini bir arada tutmanın yolu var mı?

Hele hele işin için çocuk(lar) girince? Saygısızlık etmek istemem ama kim malum köşe yazarı gibi eşini sevgili olarak görmeye devam edebiliyor?

 İlginç olan şu: Bağdat caddesinde omuzunda bir ufaklık taşıyan adam çoğu zaman biz kadınların ilgisini çekip tekrardan arkamızı dönüp bakmamızı sağlıyor. Çünkü bu adam bağlılığın, güvenin, istikrarın bir sembolü. Ve bu çok seksi, değil mi? Evet! Ama o adam sizin eşiniz, o çocuk da sizin çocuğunuzsa, sorunun cevabı belki de hayır… Peki niye?

 Çocuğun hayatımıza getirdiği anlamın gittikçe arttığı günümüzde biz sadece mükemmel ebeveynler olup onlara herşeyi vermek istemiyor, aynı zamanda evliliğimizin de mutlu, doyurucu, heyecanlı ve duygusal olarak samimi olmasını istiyoruz. Zaten içinde bulunduğumuz toplumda, ailenin tek vücut olarak ayakta durabilmesi çiftin mutluluğuna bağlı. İşte kritik noktaya da böyle geliyoruz; hayatımızı son damlasına kadar çocuklarımıza akıtırken, ideal ilişkiyi bir tarafa bırakalım ilişkiyi korumak bile imkansız hale gelebiliyor. Mutlu aile için ailenin içindeki mutlu çifti korumak gerekiyor. Mutlu çifti korumak ise çiftin ilişki içerisinde bireyselliklerini koruyabilmesine bağlı. Kitaptan okuduklarımdan çıkardığım en temel fikir ise, evlilikteki heyecanı canlı tutabilmenin yolunun karşımızdaki kişiye özgürlüğünü vermenin getirdiği bilinmezlik duygusuna ne kadar tolere edeceğimizden geçtiği…

 Diğer önemle değinilen konu ise anne-babayı bekleyen tehlike: Eros’un kılık değiştirmesi! Eros kadına anne olduktan sonra bebek kılığında görünebiliyor. Hiçbir anne bebeğine olan sevgisinin ve onunla olan fiziksel yakınlığının, eşiyle olanla eş değer göremez. Bunu sapıklık olarak nitelendirir. Ama sorarım anne olan kadınlara? Kucağınızdaki bebeği emzirirken tüm yorgunluğunuza rağmen, kendinizi gözünüzü kırpmadan dakikalarca ona hayran hayran bakarken hatırlamıyor musunuz? Onlara ilk görüşte aşık olduğunuzu söylemiyor musunuz? Tam olarak değil belki ama ikame etmiyor mu acaba anneler bebeklerini bebeklerinin babalarıyla? Ayak parmaklarını yalıyoruz, yüzünü yüzümüze dayayarak oturuyoruz, onların kokusunu burnumuza çekerek uyuyoruz. Bir sevgiliyle olan yakınlığa ne kadar büyük bir benzerlik…Üstelik fiziksel olarak kadının emzirirken belirli bir cinsel tatmin yaşaması, oksitosin hormonunun tavan yapması da bu konunun kimyevi yönleri…

 Sonuç paragarafı yok. Konuyla ilgilenenelere kitabı tavsiye ederim.

Switch to our mobile site