Vermek ama nereye kadar?

Seniz, 03/11/2009 5:10 pm

Yaşadığımız sitede çok yakında çocuklar arasında eşimin adı “Gestapo”’ya çıkacak; belki çıkmıştır bile…Sitemizdeki çocukların şımarıklığına ben tahammül edemiyorken, disiplinin bağrından kopup gelmiş bir Alman ne yapsın? Artık çoluk çocuğa bağırmaya bile başladı…Hatta geçenlerde çimlerimizin önünde oturmakta olan çocukları kovaladı, “Ne diye burada oturup içeriye bakıyorsunuz?” diye!

 Benim en dayanamadığım, hemen her 3 yaşını dolduran çocuğun altında gördüğümüz pilli arabalar. Site içerisindeki anaokuluna pilli arabayla giden mi istersiniz, çocuk bahçesine giden mi…Bu arabaların sadece biz yetişkinler dahil, henüz yürümeye başlayalı 1 sene olmamış çocuklar için tehlike arz etmesi bize olan etkisi. İçerisinde en ufak bir enerji sarf etmeden oradan oraya vınlayan çocukların gün geçtikçe büyüyen göbekleri ise, onlara olan etkisi. Bu konuda anne babalara kızmadan edemiyorum. Çocuğumuzun diğer arkadaşlarından görüp de araba istemesi anlaşılır birşey. Ama bizim anne babalar olarak bisiklet yerine çocuklarımıza hiçbir faydası olmayan bu fantastik araçları almamızın anlaşılır bir tarafını bulamıyorum.

 Yan komşum kızına istemesine rağmen araba almadı. Kızı bisikletine biniyor pilli araba yerine ve oldukça da sağlıklı görünüyor. Tabii ki sadece araba yerine bisiklete bindiği için değil ama bu belirli bir mentalitenin ürünü. Sağlıklı yaşayan bir anne ve babanın çocuğu için yapacağı en büyük iyiliklerden biri, ona da sağlıklı yaşamanın adımlarını attırmak.

 Çocuklar her an herşeyi ister ama biz nereye kadar onların tüm istediklerini sağlamak istiyoruz? Canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımıza her istediklerini vererek gerçekten onlara iyilik mi yapıyoruz?  Her dileklerini lambanın cini gibi yerine getirdiğimizde, sonuçlarının ne olacağını yaşadığım sitede görünce onlara pek de iyilik yapmadığımızı gördüm.

 İstanbul trafiğinde kimsenin karşısındakine saygı göstermediğini, sadece kendinin önemli olduğunu hergün yaşıyoruz ki bana kalırsa bu şehri yaşanılmaz hale getiren en büyük sebep kalabalık olmasından çok, bencil yaşayanları… Ne yazık ki bu konudaki hislerim az once sözünü ettiğim çocuklara karşı hislerimle paralellik gösteriyor! Hayır nedir bilmiyorlar, istedikleri herşey onların olmalı ve işin kötüsü hiç zorlanmadan her istediklerini aldırabiliyorlar.  Buna karşılık, yapamadıkları şeyler de var; mesela karşılarındaki çocukların da birey olduklarını ve onlara saygı göstermeleri gerektiğini bilmiyorlar; markete girdiklerinde aldıkları topitop şekerin parasının ödenmesi gerektiğini öğrenmemişler. Geçen gün annem anlattı, bizim sitenin marketine girmiş kızımla ve Melis hemen bir topitop çekip almış kutudan. Ama şekeri açıp yememiş, ısrarla kasiyeri beklemiş. Biraz sonra yaşça biraz daha büyük bir erkek çocuğu da bakkala girip çekmiş şekeri, açıp yemeğe başlamış. Ne gören olmuş ne de o şekerin parasını ödeyen…O kadar alışmışlar ki etrafta istedikleri herşeyin o anda onların olmasına, o sırada o çocuğu durduran birşey olmamış.

 Tabii ki sorumlu çocuklar değil! Sorumlular onlara yeterince iyi örnek olamayan anne-babalarız. Dolayısıyla, aslında mercek altına alınması gereken de bizleriz. Biz arada kalmış bir nesiliz. 80 öncesi, siyah-beyaz TV’nin tek kanalını izleyen bizler, bir anda 30 kanal seçeneğine boğulup ne olduğumuzu şaşırmış bir nesiliz. Acaba sonradan görme denebilir mi bizim için? Çocuklarımızı eğitme tarzımızı görünce, galiba bu konuda çok da acımasızca yargılamadığıma inanmaya başlıyorum günümüzün anne babalarını.

 Limitlerin olmadığı bir dünyada yaşayan çocukların ne kadar tatminsiz olduklarını konuşuyor, okuyoruz dört bir taraftan. Peki biz ne yapıyoruz mutlu bir nesil yetiştirmek için? Aldıkça alıyoruz; cezaları erteliyoruz; bir kere hayır dediğimize bir başka sefer evet diyip tutarsızlık örneği olarak çocuklarımızın daha hırçın ve tatminsiz olmasına biraz daha hizmet ediyoruz.

 Bu şekilde davranarak neyin eksikliğini örtüyoruz diye soruyorum kendime? Çocukken sahip olamadığımız oyuncakların mı, gidemediğimiz tatillerin mi? Yoksa, çocuğumuza zaman ayırmak yerine kendi istediğimizi yaptığımızdan dolayı vicdan azabı çektiğimizden mi? “Çamur balçıkla sıvanmaz” denir ya, işte tam öyle bir durum…

 Tabii ki ne benim ne eşimin başkasının çocuğunu terbiye etmeye hakkımız var! Üstelik aslen anne-babalara kızıp  çocuklara yönlenmek büyük hata olur. Zaten çocuklar tahminimizden de zeki. Ne zaman negatif bir hissiyatımız olsa, onu anında algılayıp üstüne gitmekte çok başarılılar. O yüzden nötr hissetmeye programladım kendimi. Benim kızıma zararları olmadıkça hiçbir çocuğun anne-babasıyla konuşmaya da niyetim yok.

Yorum yazın

Switch to our mobile site