Ya göründüğün gibi mutlu ol ya da mutlu olduğun gibi görün!
Sahildeyim. Melis öğlen uykusu uyuyor. Ben de internette takılıyor, kitap okuyorum.Yanımda iki anne konuşuyorlar. Kapatamadıkları fermuarlardan, doğumdan kalan göbeklerinden bahsediyorlar. Kulağım hemen onlara gidiyor. Hem kilo vermek isteyip hem de sporu hayat tarzı haline getirmiş bir kadın olamayacağını söylüyor bir tanesi. İçimden diyorum ki “İşte o biraz zor, belli bir yaştan sonra, spor yapmadan fit olabilmek ne mümkün!”. Diğeri diyor ki hiç hamur işi yemiyormuş, bazen diyet yapıyormuş, sürekli çocuğun peşinde koşturup duruyormuş ama kilo veremiyormuş. Kendisini çok değil, tam yarım saat önce Magnum yerken görmüştüm ama tabii Magnum hamur işi grubuna girmiyor, haklı!
Yine aynı bayanlar zayıf olan arkadaşlarının yanında yemeğe utandıklarından bahsediyorlar ve onlara verip veriştiriyorlar. Hayat böyle geçer miymiş? Pilates yapıp manken mi olacaklarmış? Zaten manken gibi olmaya ne gerek varmış. Metabolizmalarının yavaş olmasından dolayı onların hiçbir günahı yokmuş…
Benim senelerdir anlamadığım şey niye bazı kadınların fit kadınları görüp bunun tamamen bir metabolizma şansı olduğuna inanıp böyle oldukları için bir de onları suçlu hissettirmeye çalıştıkları. Genetik miras hikayenin bir kısmı. Diğer kısmı ise birçok insan akşamları TV karşısında oturmayı tercih ederken, iş sonrası yorgun argın spor salonlarında geçirilen dakikalar.
“Şeniz 10 sene önce de aynıydı” diyen arkadaşlarım var. Doğru, 10 sene önceki kot eteğimi hala giyebiliyorum ama bunun için uğraşmadığımı kimse söyleyemez. Yanlış anlaşılmasın, akşamları kızım uyuduktan sonra fitness odasının yolunu tutmayı veya haftaiçi öğle molasında evime gidip yarım saat yüzmeyi eziyet olarak görmüyorum. Sadece belirtmeye çalıştığım, hayatta herşeyin çaba gerektirdiği. Yoksa, halimden son derece memnunum.
Bu arada ben bunları yazarken, bayanlar çay sipariş ettiler ve çantalarından Eti Cicibebe bisküvi paketini çıkarıp yemeğe başladılar. Bugün cadılığım üzerimde galiba ama birşey yemiyorum diyip de 1 saat içerisinde hem Magnum yutup hem de Cicibebe gibi çocuklara kalori vermek için üretilmiş bisküvilerden tırtıklarsanız ben de elimde olmadan sözlerinize inanamıyorum sevgili bayanlar! Ben deniz çantama meyve alırken, siz bisküvi alıyorsanız, bunun bir seçim olduğunu görmelisiniz, kimse zorla bisküvi paketini çantanıza yerleştirmiyor. Elimizde sadece iki seçenek var:Ya canının çektiğini gözün doyana kadar yiyeceksin ve kaç kilo olduğuna aldırmayacaksın, ya da ne yediğini kontrol altına alarak istediğin gibi görüneceksin. Bu ikisinin aynı anda yürüdüğünü görmedim. İnsan hangi tarafta olmak istediğine karar veremezse, hem kendini yediği için hem de karşındakini yemediği için suçlar duruma düşüyor.
Balık eti bayanlara hiç sözüm yok; mesela Faik Sönmez’in mankelerine bayılırım. Bir kadın kendini olduğu gibi güzel hissederse ve giydiği kıyafetlerle, özellikle de ayakkabılarıyla rahat ederse, etrafındakileri etkilememesi mümkün değil. Yeter ki insan kendisiyle barışık olsun. Zaten günün sonunda, kimi kandırıyorsun ki kendinden başka?


Kadınlar aslında kilosuna ve boyuna göre birbirleri ile arkadaş olmalı..Belki faşizan bir yaklaşım ama benim fikrim böyle..Yani şimdi gidip de 80 kilo biri ile arkadaş olsam, o kadının bana olan samimiyetinden direkt şüpheye düşerim..Eskiden malesef fazlaca iyi niyetliydim bu fikre yaşayarak ulaştım..Kesinlikle önyargı ya da kendini beğenmişlik değil, kendini korumaya alma diyebiliriz. Uzun boylu bir kadın ile kısa boylu bir kadının da dost olabileceğine inanmıyorum. ( İstisnalar kaideyi bozmaz, kısa 1-2 dostum var) Ama genel olarak bu böyle diyorum.
Diyet diyet nereye kadar !
Hele yaz tatilinde diyet yapmak kadar büyük bir eziyet olur mu? Bence bir insan kışın ofiste dikkat etmeli yediğine içtiğine ama yazın, hele tatildeyse çok da kasmamalı… Valla yemek benim için bir zevk, tatil mevsiminde bu zevkten uzak kalacaksam nasıl mutlu olabilirim ki? Eveeett gelsin dondurmalar, bira-pattissler, eticinler, çikolatalarrrr
)))
çok haklısın