Yaratma Keyfi

Seniz, 03/11/2009 9:39 pm

martha 1Şu aralar okumakta olduğum “Sanatçının Yolu” adlı kitapta Julia Cameron’un içimizdeki sanatçıyla ilgili yazdıkları çok motive edici. Aslında hepimizin içinde yaratıcı bir başka “ben” var diyor özetle. Ben buna neredeyse inandım gitti bile…İnanmayanlarınız için ise çocukluklarınıza dönmeyi öneririm. Hafızanızı zorlayın ve aklınıza gelen çocukluk anılarınız aslında sizin de bir zamanlar ne kadar yaratıcı olduğunu size hatırlatacaktır.

Peki niye paslanıyor yaratıcılığımız? Kim veya kimler üstünü örtmemize sebep oluyor? Bana göre yaratıcılığın en büyük düşmanı, yıllardır süregelmiş inanışlar… Anneler babalar, sırf iyi niyetlerinden dolayı, çocuklarının ileride “aç” kalmamaları için sanatla uğraşmalarını istemezler. Çocuklarına avukatlığı, doktorluğu yakıştırırlar ama bir türlü balerin olmayı, senaryo yazarı olmayı yakıştıramazlar. Boş bir uğraştır yazmak, çizmek; gerçek bir meslek değildir çoğu insana göre. Halbuki, bu ay katılmaya başladığım yaratıcı girişimler programında birşeyler yaratmanın insana müthiş keyif verdiğinden bahsediyoruz. Çocukça ve çok içten bir keyif… Kendi kendimize tarifini icat ettiğimiz bir pastayı yaparken bile aldığımız tat başka değil midir?

Çocuğum olduktan sonra, üniversite yıllarımda olduğu gibi makaleler yazmaya başladım. Bu sefer yeni aşkım üzerine yazıyorum: Kızım Melis! Her hafta yenisini eklediğim yazılarım için Fitanne adında bir blog sayfası açtım ve buraya katkıda bulunurken çok eğleniyorum. Büyük ihtimalle sanat yapıyor değilim ama yazma anlarımda sadece “o anı” yaşıyorum ve nasıl göründüğüm veya etraftaki sesler hiç umrumda olmuyor. Yaratma anı bu olmalı diye düşünüyorum! Niye mi? Çünkü kızımın yaratıcılığını kullandığı anları da ilgiyle izliyorum ve o sıradaki hali tam da anlattığım gibi oluyor. Kızım Melis ile geçirdiğim her gün, hatta her dakikada bile onun yaratıcılığını görüp ona hayran oluyorum. Çocuklarla zaman geçiren herkes neden bahsediyor olduğumu biliyordur. Gözümüzün önünde duran birbirinden ilişkisiz materyallerden çocuklar öyle kombinasyonlar yapmayı başarıyorlar ki şaşırıp kalıyoruz. Kurdukları cümleler bile bazen o kadar eşi bulunmaz ki…

Çocuklarımızın içindeki yaratıcılığı teşvik etmemiz de, unutturmamız da bizlerin elinde. Kafamızın içinde sadece toplumuzun bilinçaltımıza kazıdığı doneleri bulup ayırt edebilsek ve bunlara karşı durabilsek ne kadar iyi olurdu…Kendinizi birgün, ”Sadece homoseksüeller gerçek sanatçı olurlar” diyip erkek çocuğunuzu bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde bale yerine basketbola yönlendirirken veya “Sabahın kör vaktine kadar sahnelerde çalışacaksan, evde kalırsın” diyip kız çocuğunuzu tiyatrodan soğuturken bulursanız, farkına varın! Farkına varın ki bunlar bizim gerçek düşüncelerimiz değil aslında. Bunlar yıllardır bize öğretilenlerin dile gelip konuşan sesi.

Elbette herkes sanatçı olacak diye birşey yok. Ama sanata eğilimi olduğunu gördüğümüz çocuklarımızın önünü kesmek bizim neslimize yakışmıyor. Atatürk gençliği artık tüm dünyaya sanatıyla da kendini göstermeli. Bugün 29 Ekim 2009! Atatürk kurduğu Cumhuriyet ile bize bu hakkı 86 yıl önce verdi;biz çocuklarımıza vermek için geç kalmayalım.

Yorum yazın

Switch to our mobile site