Yaş 35…
En sevdiğim diziyi sorsalar, gözüm kapalı “Gilmore Girls” diye cevap veririm. (Sex and the City’nin yeri de ayrıdır kalbimde…) Aralarında 16 yaş fark olan bir anne ile kızının hayatını anlatan bir dizi. Anne çoğu zaman kızına dost. Zamanı geldiğinde kızının dostluğunu kaybetme pahasına, onun için doğru olandan ödün vermeyecek kadar disiplinli. Kız üniversiteye başladığında anne yaklaşık benim yaşlarda, yani 35…
Yaş 35, yolun yarısı derler. Doğumgünüm henüz gelmedi ama olsun, hastanelerde hasta kartımda artık öyle yazıyor. Kızıma bakıyorum, henüz 2; hayatın en başında. Sonra hesap yapıyorum: Melis 10 yaşındayken ben 43 olacağım, sorun yok. Melis 20 yaşındayken ben 53 olacağım, hala sorun yok. Melis 30 yaşındayken ben 63 olacağım; işte bu potansiyel bir kabus!
Kızımın 30 yaşındayken enerjisinin ne kadar yüksek olacağını kendimden biliyorum. Eğer biraz annesinin kızıysa, o yaşta evli olacağını da sanmıyorum. Onun bu hayatın tadını çıkarıyor olduğu zamanda yanında olmayı istiyorum. Sadece yanında olmayı değil, onunla arkadaşlık etmeyi istiyorum. “Dostum annem geldi!” diye beni karşılayan kızımın her istediği zaman onunla olabilme enerjisine ve gücüne sahip olmayı istiyorum. Onunla daha önce hiç görmediğimiz bir şehrin sokaklarında gezebileyim; nefesim tıkanmadan bir koydan öbürüne onunla beraber yüzebileyim; konsere gideceği akşam erkek arkadaşının bir işi çıkması durumunda gitmek istediği konserde ona eşlik edebileyim istiyorum…
Tabii bu istekleri gözden geçirince, keşke daha gençken Melis’i doğurmuş olsaydım diyorum karından gelen ilk reaksiyon olarak. Ama hemen sonra, anne olana kadar (benim standartlarıma göre) ne kadar dolu ve güzel bir hayat yaşamış olduğumu düşünüyor ve kendimi tekrardan iyi hissediyorum. Zaten geçmişe dönüp değişiklik şansım olmadığına göre yapılacak şey mevcut durumu ve geleceği olumlu hale getirmek…Her ne kadar zaman zaman yazılanlarla dalga geçsem de sanırım fitness dergileriyle uzun ve sağlıklı yaşama dair gazete sayfalarını okuyup daha ciddiye almam gerekiyor. Zamanın aleyhime işlemesini yavaşlatmalı, kendime artık daha da iyi bakmalıyım ki bu çok zor değil. Kendimle uğraşmayı, kendime yeni hedefler koyup tutturmaya çalışmayı oldum olası zaten sevmişimdir.
Rory Gilmore, annesi Lorrelai Gilmore’a der ki:
“Anne, ben senin tarafındayım, ne olursa olsun”
Annesi cevap verir: “20 yaşından sonra ismini mahkeme kararıyla Hildegard’a değiştireceğim desem bile mi?”
“O zaman bile…”


Bugün tam da bu konuyu annemle konuştuk telefonda. Üzerine geldi…
Alp 6 yaşında ben 36.. Ben 42 yaşında emekli olmaya hak kazandığımda ise o hala 12-13 yaşlarında olacak, yani çalışmaya devam….
Hele bir de 2. çocuğu düşünürsek diyelim ki hemen oldu, ben 60 yaşındayken Alp olacak 30, “kısmetse” ufaklık en çok 23. hmmm….
Ömür boyu çalışmaya devam….
Hem ne demişler, gençlerle genç kalın. Bizi hayata bağlayan ipin ucunu hiç bırakmayacak olmamızın nedeni de budur belki…
haklısın…biz hiç köşemize geçip yapacağımızı yaptık, sıra onlarda diyemeyeceğiz galiba. hep yapmaya devam edeceğiz…