Yüzde kaçımız erkek?
Sex and the City dizisinin her bölümünü 2-3 kez izlemekten dolayı ezberlemiş biriyim. Kızım doğmadan önce cep telefonum dizinin fon müziğiyle çalardı. Sonra anne olunca, yakıştıramadım kendime, sildim gitti! Doğumdan 8 ay sonra, ayağı yanmış gibi ilk gösterime girdiği gün Sex and the City filmini seyretmeye gitmiş, eşimi de beraberimde sürüklemiştim.
Hala dizideki sarışın bomba Samantha’nın, erkekleri büyük bir ruhsuzlukla yatağa atıp sonra da arkadan dedikodularını yapmasına tezahürat yapıp bol bol güler, eğlenirim. Hatta hep söylediğim bir şey vardır: “Hayatta Samantha gibi bir arkadaşım olsa, hiç sıkılmam!” Bu dizinin destekçisi olarak yalnız olmadığımı da biliyorum. Ama bazen biz kadınların erkeklerin orda burda gönül eğlendirmesine söylenip sonra da bu diziyi seyrederken büyük bir keyif almamızın sebebi ne diye düşünmeden de yapamıyorum.
Acaba dizideki oyuncuların biraz erkek gibi davranması cezbediyor olabilir mi? Peki, kadınlar bazı erkekler gibi bir gecelik maceralar yaşayıp sonra bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebilirler mi? Cosmopolitan dergisinde sorarsanız, “kesinlikle”, “pek tabii ki!”. Ama benim tanıdığım kadınların hepsi bunun karşısında semptomlar gösteriyor. Cosmopolitan’ın sayfaları ise erkeklerle bir gecelik ilişkiler yaşayan kadınların hikayeleriyle dolu. Acaba kadınlara erkek gibi olmaları mı öneriliyor bu tür medya araçları ile? Erkekler tek gecelik ilişki yaşayabildikleri için bile cazip hale mi getiriliyor? Ve biz kadınlar da bunu alıyor muyuz? Özgür ve güçlü kadın olmak demek erkekler gibi mi olmak demek? Gerçekten içimizde erkek gibi olmayı arzulayan bir tarafımız mı var? Varsa, toplamımızın yüzde kaçını oluşturuyor?
Bildiğim tek şey, kadının his dünyasının erkeklerinkine nazaran çok daha karmaşık olduğu. Bir o kadar da saydam. Kadın belki bir erkek gibi davranmayı eğlenceli bulsa da sonunda evine döndüğünde olanları düşünür. Kendini sorgular. Kendine kızar. Sonuçta vücuduna iki beden büyük gelen deneyimlerle çelişen duygularını Carrie Bradshaw gibi başlar yazmaya… Aslında ben dizinin en çok da o kısımlarını sevdiğimi şimdi şimdi fark ediyorum. İçimizde olmak istediğimiz tarafımız olduğumuz tarafa hükmetmeye kalkınca ortaya çıkan açıklar, içimizde fısıldamaya başlayan gremlinlerimizle savaştığımız anlar… Gözyaşı dökmeden sevgilisinden ayrılan, hiç düşünmeden aynı anda kendini birden fazla adamın kollarına atanlardan çok aslında kadını kadın yapanlar da bunlar bana göre.

